2014 Yılı Phaselis Yakın Çevresinin Ekolojisi Projesi
Phaselis Antik Kenti Yakınlarında Bitki Temizliğine Dair Faaliyetin Değerlendirme Raporu
Bu çalışma rapor Orman ve Su İşleri Bakanlığı 6. Bölge Müdürlüğü-Beydağlari Sahil Milli Park Müdürlüğü tarafından yaptırılmıştır
Antalya İli, Kemer İlçesi sınırları içerisinde Ares Fasilis İnş. Turizm Tic. A.Ş.’ye tahsis edilen 878 nolu parselde jeomanyetik ve jeoradar çalışmalarının yapılabilmesi için alanda niteliksiz bitki ve çalı temizliği yapılması istenmektedir.
Bunun için; Orman ve Su İşleri Bakanlığı 6. Bölge Müdürlüğü-Beydağlari Sahil Milli Park Müdürlüğü’nün 30.06.2014 ve 29475933-405.99-133711 sayılı yazısı ile Botanik uzmanı Doç. Dr. Ramazan Süleyman GÖKTÜRK, Zoolog Yrd. Doç. Dr. Mustafa YAVUZ ve Herpetoloji-Ornitoloji uzmanı Mehmet Rızvan TUNÇ’tan oluşan ekipten, gerçekleştirilmesi planlanan “Yapılacak Faaliyetin Etkilerini Değerlendirme Raporu” talep edilmiştir. Bunun üzerine faaliyet alanı ve yakın çevresi için ekolojik yapı ve koruma altında olan türler çerçevesinde ekosisteminin mevcut durumunu belirlemeye yönelik detaylı çalışmalar yapılması, flora ve faunaya yönelik araştırmalar ile ekosisteminin mevcut durumunun ortaya konulması amacıyla detaylı bir “Değerlendirme Raporu” hazırlama çalışmalarına başlanmıştır. Öncelikle literatür bilgileri incelenmiş, saha ve yakın çevresinde daha önceki çalışmalarımızdan elde ettiğimiz bulgular derlenmiş ve Haziran ayında yapılan arazi çalışmaları sonucunda da bu Değerlendirme Raporu hazırlanmıştır.
Bilindiği üzere; kararlı bir ekosistemin besin ve ilişkiler piramitinde en üst sıralarda omurgalı hayvanlar yer alır. İki yaşamlısından, sürüngenine, kuş ve memeli türlerini içine alan bir zincir ekositemin devamlılığında rol oynar. Bir bölgenin floral ve faunal yapısı çevresel faktörlerin etkisi altında şekillenir, düzenli olarak sürekli değişir. Bu durum akıcı bir dinamiği ve bunun en önemli parçası olan vahşi yaşamı sürdürmeyi zorunlu kılar. Bu da bu dinamiği anlamakla mümkündür. Antalya ülkemizdeki önemli biyolojik çeşitlilik merkezlerinden biridir. Antalya ili bünyesinde 4 tane Milli Park barındırmaktadır. Bunlar, Altınbeşik Mağarası Milli Parkı (İbradı), Köprülü Kanyon Milli Parkı (Manavgat), Termessos Milli Parkı (Düzlerçamı) ve Olimpos-Beydağları Milli Parkı (Kemer)’dır. Phaselis Antik Kenti’nin de içinde yer aldığı Olimpos-Beydağları Milli Parkı, ülkemizdeki diğer milli parklardan farklı olarak deniz ve ormanın iç içe bulunduğu bir milli parktır. Bu durum florayı etkilediği kadar faunayı da etkilemektedir. Buna dikey olarak çeşitlenmeyi ve farklı habitat tiplerini de eklediğimizde zengin bir fauna ile karşılaşılması kaçınılmaz olmaktadır. Phaselis Antik Kenti ve yakın çevresinin faunistik yapısı bu hipotezleri destekler niteliktedir.
Faaliyet Sahasının Tanımlaması
Sahanın Coğrafi Konumu ve Özellikleri
Faaliyet sahası Antalya İli, Kemer İlçesi sınırları içerisinde bulunan, Ares Fasilis İnş. Turizm Tic. A.Ş.’ye tahsis edilen 878 nolu parselde yer almaktadır. Faaliyet sahasının Türkiye’deki, Bölgedeki ve Antalya’daki yerini gösterir yer bulduru haritası Şekil 1’de, faaliyet sahasının uydu görüntüsü ise Şekil 2’de verilmiştir.
Materyal ve Metod
Bu raporun hazırlamasında; sadece faaliyet sahası ele alınmamış, bir ekosistem bütünlüğü içerisinde yakın çevresinin durumu da değerlendirilmiştir. Ayrıca bu havza bazında değerlendirmelerin ardından doğrudan sahada bulunan türlere yer verilmiş, bu türlerin koruma statülerine, sahadaki durumlarına ve bazı örnek türlerin biyolojik özelliklerine değinilmiştir. Faaliyetin planlandığı sahanın yakın çevresindeki Phaselis Antik Kenti ile ilgili projeler ve çalışmalar kapsamında ekip olarak yaklaşık 2 yıldır sürdürmekte olduğumuz çalışmalardan elde ettiğimiz bulgulardan da yararlanılmıştır. Ayrıca, saha ve yakın çevresindeki floristik, faunistik yapı (amfibi ve sürüngenler, kuşlar ve memeliler) ile ilgili bazı yeni bilgiler derlenmiştir. Akdeniz Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Zooloji Anabilim Dalı’nın yöre ve yakın çevresinde 1994’ten bu yana yapılan 14-15 yıllık arazi çalışmaları kapsamında elde ettikleri verilerin yanı sıra söz konusu çalışmalardan sağlanmış gözlem ya da örneğe dayalı bulgulardan da yararlanılmıştır. Sahada bitki temizlik yapılabilmesi için öncelikli olarak alanda bulunan bitki türlerinin tespit edilmesi gerekmektedir. Gerçekleştirilen arazi çalışması sonucunda sahada değişik familyalara ait bitki türlerine rastlanılmış, bu bitkilerin takson tespitleri yapılmış, güncel koruma statüleri tespit edilmiştir. Bitkilerin teşhisleri yapılırken değişik kaynaklardan yararlanılmıştır (Davis, 1965-1985; Peşmen 1980; Davis ve ark., 1988; Güner ve ark. 2000; Sümbül ve ark. 2003; Göktürk 2009). Toplanan tüm bu veriler birlikte değerlendirilerek ve 11 Temmuz 2014 tarihinde yapılan arazi çalışmasıyla alanın dönemsel mevcut flora ve omurgalı fauna elemanlarının tespiti yapılmıştır.
Diğer taraftan, faunistik çalışmalarda alandaki amfibiler faaliyet sahasında aktif su kaynağı bulunmaması nedeniyle nemli bitki altlarında ve gece gözlemlenmiş (gece kurbağası) ve fotoğraflamış, sürüngenlerin habitatları taranmış, kuşların çoğu görsel yolla, gözle görülemeyen az bir bölümü de ötüşlerinden tanınıp isimlendirilmiş, memeliler ise izlerinden ve doğrudan gözlemlerden tanınıp isimlendirilmiştir. Bu anlamda fauna türlerinin saha ve yakın çevresindeki durumunun tespiti için, havza bazında bölge değerlendirilmiş, dürbün, teleobjektifli fotoğraf makinesi ve video kamera kullanılarak amfibi, sürüngen, kuş ve memeli türleri belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca yöre halkı ile görüşmeler yapılarak saha ve yakın çevresini kullanan kuş türleri ve göç hareketleri ile ilgili bilgi alışverişi de yapılmıştır. Kuşlar ve sürüngenlerin tespiti için hat boyunca gözlem (transekt) ve nokta gözlem uygulamaları yapılmıştır.

Sahanın Beydağları Sahil Milli Parkı sınırları içerisindeki yeri (Saha kırmızı hatlarla işaretlenmiş olup, yeşil renkli bölgeler ise Milli Park Alanlarını göstermektedir).
Faaliyet sahası ve yakın çevresinde yapılan arazi çalışmalarında saptanan omurgalıların tür tespitleri yapılmış; bu türlerin familya ve bilimsel isimleri, Türkçe adları, biyotop (habitat), varsa tehlike kategorisi, tehlike sınıfı açısından değerlendirmesi, statüleri ile ilgili veriler değerlendirilmiştir. Bu amaçla IUCN; The International Union for Conservation of Nature, Avrupa Tükenme (Tehdit) Statüsü (= European Threat status= ATS) karşılıkları; Bern Sözleşmesi (Ocak 1984 tarih ve 84/7601 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanarak, 20 Subat 1984 tarih ve 18318 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır) kriterleri ve koruma listelerinin en son güncellenmiş halleri; CITES (Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme) (ülkemiz bu sözleşmeye 22/12/1996 tarihinden beri taraftır); Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Merkez Av Komisyonu (MAK) tarafından 2013-2014 dönemi Kararları’ndan da yararlanılmıştır. Diğer taraftan yörenin faunası havza bazında ele alınmış, tablolarda sahada bulunabilecek türlere de yer verilmiştir. Bunlara ek olarak yörede kaydedilen yabanıl formlar arasında endemik türler bulunup bulunmadığı da değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmada öncelikle gözlem ve fotoğraflamaya dayalı fauna kayıtları ile habitat verileri toplanmış, araştırılan fauna elemanları bakımından alanın “hassas fauna tür ve özelliklerinin henüz tam olarak belirlenmemiş olması” ve “sahanın büyük bir kısmının korunan alanlar kapsamında Beydağları Sahil Milli Parkı sınırları içerisinde yer alması” nedeniyle örnek alınmamıştır. Böylece toplanan tüm veriler birlikte değerlendirilerek faaliyet alanının omurgalı fauna elemanlarının dönemsel tespiti yapılmıştır.
Ekolojik ve Biyolojik Kaynaklar
Faaliyet sahasında yapılan çalışmalarda floral ve karasal omurgalı faunal yapısı incelenmiş, elde edilen bulgular aşağıda verilmiştir.
Flora
Phaselis, Antalya ili Kemer ilçesi sınırları içinde kalmakta olup, Türkiye florasındaki kareleme sistemine göre C3 karesinde yer almaktadır. Phaselis ve çevresinde yapılan arazi çalışmaları sonunda 59 familya’ya ait 184 cins, 175 tür, 33 alttür ve 12 varyete tespit edilmiştir. Toplam takson sayısı ise 220’dir. Phaselis ve çevresinde tespit edilen 220 taksonun, 125 tanesi Akdeniz Fitocoğrafik Bölgesi elementi, 5 tanesi Avrupa-Sibirya Fitocoğrafik Bölgesi elementi, 1 tanesi İran-Turan Fitocoğrafik Bölgesi elementi ve 89 tanesi ise çok bölgeli veya fitocoğrafik bölgesi bilinmeyen kategorisinde yer almaktadır. Akdeniz Fitocoğrafik Bölgesi elementlerinin sayıca çok olmasını, alanın tamamen Akdeniz Fitocoğrafik Bölgesi içinde kalması ile açıklanabilir. Çalışma sahasında takson sayısı açısından en zengin ilk 3 familya ve takson sayıları şu şekildedir; Asteraceae 34 takson, Lamiaceae 24 takson ve Fabaceae 23 takson. Teşhis edilen 220 taksonun, 4 tanesi faaliyet sahasında olmak üzere toplam 20 tanesi endemiktir. Bu endemik taksonlardan 9 tanesi VU (Zarar Görebilir), 4 tanesi EN (Tehlikede), 3 tanesi NT (Tehdit Altına Girebilir), 2 tanesi LC (En az endişe verici) ve 2 tanesi ise CR (Çok Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır (IUCN 2006). Phaselis ve çevresinde yetişen bitkilerin 2 tanesinin CITES Sözleşmesinde yer aldığı görülmektedir.
Amfibi ve Sürüngenler
Türkiye’de yayılış gösteren yaklaşık 165 kurbağa ve sürüngen türünün 33’ünün Faaliyet sahası ve yakın çevresinde de yaşadığı tespit edilmiştir. Bu türlerden 6’sı kurbağa, 3’ü kaplumbağa, 11’u kertenkele, 12’si de yılanlara aittir. Bunlardan Lyciasalamandra billae (Beldibi Semenderi ) CR“tükenme riski olan”, Deniz Kaplumbağası (Caretta caretta) EN “Tehdit Altında”, Tosbağa (Testudo graeca) VU “zarar görebilir”, sarı yılan (Elaphe quatuorlineata) NT “sayısı azalıyor” kategorisinde yer almaktadır. Diğer taraftan kurbağaların (anurlar) tamamı ise IUCN nin LC “düşük risk” kategorisinde yer almaktadır. Ancak literatür bilgilerine göre; sahada endemik semenderlerden 2 türün bu alanın yakın çevresinde (Lyciasalamandra bilae ve Lyciasalamandra irfani) yaşadığı bilinmektedir. Bu iki semender türü lokal endemik özellik göstermektedir. Yörenin herpetofaunası dikkate alındığında; 1 türün IUCN statüsü belli değilken, 1 tür CR, 1 tür EN, 1 tür NT, 1 tür VU, 28 tür LC, kategorisindedir. BERN sözleşmesi Kesin Koruma Altında Olan Türler (EK II) kategorisinde 21 tür, Koruma Altında Olan Türler kategorisinde (EK III) ise 11 tür yer almaktadır (Çizelge 2).
Diğer taraftan, faaliyet sahası içerisinde doğrudan gözlemlenebilecek, sahada bulunan türler ise “+” işaretiyle ayrı bir sütünda verilmiştir. Buna göre: faaliyet sahasında Kurbağalardan 3, sürüngenlerden 20, toplam 23 türü görmek mümkündür. Çizelge 2’den de görüleceği gibi, bu türlerden tosbağa “VU”, sarı yılan “NT” kategorisinde yer almaktadır. Yine bu türlerden tosbağa CITES sözleşmesi kapsamındaki türler içerisindedir.
Bu türlerin genel özellikleri ve betimlenmesinde Baran ve Atatür 1998; Baran 1976, 1983, 2005; Baran ve Yılmaz 1984; Başoğlu ve Baran 1977, 1980, 1988; Başoğlu ve Özeti 1973, 1994; Demirsoy 1996b ve c; Öz vd. 1999; IUCN 2013; Özeti ve Yılmaz 1994; Sümbül vd. 2010; Yılmaz ve Öz 1984’den yararlanılmıştır.
Aşağıda faaliyet sahasında doğrudan gözlemlenebilecek herpetofaunaya ait bazı türler ve biyolojileri verilmiştir.
Bufo (Pseudepidalea) Viridis (Laurenti,1768) Gece Kurbağası

Saha ve yakın çevresinde de görülebilen, nemli yerlerde bulunan geniş yayılışlı türlerden olan gece kurbağası
Bu türün vücut boyu 9 cm. kadardır. Vücudun sırt tarafı, baş üstü ve ayaklarda kenarları siyah çizgilerle çevrili yeşilin değişik tonlarında büyük parçalı lekeler vardır. Sırt tarafta, vücudun yanlarında kırmızı siğiller ve başın üstünde de kırmızılıklar bulunur. Vücudun alt tarafı kirli beyaz olup az lekeli veya lekesizdir. Kulak zarı barizdir ve derileri pürtüklüdür (Şekil 4). Kuraklığa karşı en dayanıklı türler den biridir. Gececi bir tür olup geceleri beslenirler. Gündüzleri nemli olan taş altlarında, bahçelerde, açık arazilerde nemli ve serin olan deliklerde gizlenirler. Suya yakın olan nemli alanlarda, bahçelerde, açık taşlık alanlarda, 2700 m. yüksekliğe kadar görülebilirler. Üreme zamanında yumurtalarını suya bıraktıkları için su kenarlarında sıkça rastlanabilirler. 4600 m. yüksekliklere kadar yayılış gösterirler. Besinlerini böcekler, solucan ve yumuşakçalar oluşturur. Yurdumuzda yayılış gösterdiği bütün alanlarda ürerler. Dişi göl, gölet, havuz, durgun sular ve yavaş akan sulara 10000-12000 kadar yumurtalarını bırakırlar. Türkiye’nin tüm bölgelerinde yayılış gösterir. Bu türe çalıların altlarında, nemli toprak içinde özellikle gece saatlerinde kolaylıkla rastlanabilir. Türkiye dışında; Kuzey Afrika, Akdeniz Ülkeleri, Orta ve Güney Avrupa ile Batı Asya’dan Moğolistan’a kadar yayılmıştır.
Testudo Graeca Linnaeus, 1758 Tosbağa

Antik kent ve yakın çevresinde de görülebilen, vejetasyonun olduğu karasal tüm habitatlarda rastlanılabilen tosbağa
Boyları 30 cm kadar olup karapaksı kubbeli bir yapıya sahiptir. Dişiler erkeklere göre daha küçüktür. Karapaksın üzerindeki keratin plaklar kahverengimsi, siyah, sarı ve gri tonlardadır (Şekil 5). Alt tarafı plastron sarımsı olup siyah lekeli olabilir. Ergin bireylerin keratin plaklarının kenarları zamanla siyahlaşır. Genç bireylerde karapaks sarımsı ve açık yeşilimsi renktedir. Erkeklerin plastronu düz dişilerde ise arkaya doğru çukurdur. Arka bacakların femur bölgesinde bir çıkıntı bulunur. Kuyruk üstündeki plak tektir. Sonbaharda havalar soğumaya başladığı zaman kendilerini toprak içine gömerek kış uykusuna yatarlar. Taşlıklı kumlu arazilerde, bahçelerde, kısa çalılık ve otlu arazilerde yayılış gösterirler. Beslenmeleri bitkisel olup bu bitkilerin yaprakları, çiçekleri ve meyveleriyle beslenirler. Bazı zamanlarda hayvansal olarak beslenirler. Doğu Karadeniz dışında bütün Anadolu’da ürerler. Dişi 6-12 adet yumurtasını kumluk arazilerde kazabildiği toprağa bırakır. Yavrular iklim koşullarına göre yumurtadan 3-5 ay içinde çıkabilirler. Ülkemizde Doğu Karadeniz dışında bütün Anadolu’da dağılış gösterirler. Faaliyet sahasında karasal habitat tipinde olup beslenmesine uygun bitkisel vejetasyonun olduğu her yerde rastlanılabilir. Soyu azalan türler kategorisinde sınıflandırılan bu tür Türkiye dışında Güney Avrupa, Kuzey Afrika ve Güneybatı Asya ve İran’da yayılmıştır.
Lacerta Trilineata Bedriaga, 1886 İri Yeşil Kertenkele

Faaliyet sahası ve yakın çevresinde görülebilen, ağaçlık ve çalılık alanlarda gezinirken zaman zaman rastlanabilen iri yeşil kertenkele
Vücut boyları yaklaşık 40-60 cm arasında olup ülkemizdeki en uzun kertenkelelerdendir. Kuyrukları vücudun 1,5 katından uzun olabilir. Genç bireylerin sırt tarafının rengi kahverengi ve boyuna 5 adet çizgi vardır. Bu renk ve çizgiler ergenliğe doğru kaybolmaya başlar. Çizgiler kaybolur ve rengi yeşil ve tonlarına değişir. Genellikle sarımsı yeşil renklerdedir (Şekil 6). Vücut yanlarında siyahlıklarda vardır. Erkeklerin başının alt kısmı mavidir. Erkeklerin karın bölgesi yeşilimsi, sarımsı ve beyazımsı olabilir. Dişilerde pembemsi sarıdır. Bölgesel olarak sonbaharda kış uykusuna yatarlar. Orman içlerinde, sık bitkili, taşlık, su ve dere kenarları, açık yamaçlar, vadiler, ağaçlıklı kayalık alanlar, çayırlar, makilikler, tarlalarda ve bahçe içlerinde yaşarlar. Yüksekliği 3000 metre kadar olabilen yerlerde bulunurlar. Genel olarak böcekler, örümcekler, solucan, küçük omurgasız ve yumuşak vücutlu hayvanları besin olarak alırlar. Yurdumuzda yayılış gösterdiği alanlarda ürerler. 7-18 yumurta bırakırlar. Yılda iki kez üreyebilirler. Yumurtadan çıkan yavrular 70-90 günde ergin hale gelebilirler.
Yurdumuzda; Trakya, Marmara, Ege, Batı Akdeniz, İç Anadolu’da ve diğer bölgelerimizdeki bazı İllerimiz de yayılış gösterirler. Faaliyet sahasında Antik Kentteki tarihi eserler üzerinde, yakınlardaki kayalık ve ormanlık alanlarda görülebildiği gibi, beslenmek için gezinirken açıklıklarda da görülebilir. Ülkemizin dışında; Adriyatik Denizi kıyısından başlayarak Doğu ve Güney Avrupa, Batı Asya, Güneybatı İran, Suriye, İsrail ve Kafkasya’da yayılmıştır.
Kuşlar
Türkiye Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında köprü konumunda olması nedeniyle, hayvan türleri ve özellikle kuşlar için çok önemli yaşamsal bir ekosistem bütünlüğü oluşturmaktadır. Sahip olduğu sulak alan, orman, mera ve bozkır özelliğindeki ekosistem zenginliği kuş türleri için önemli yaşam alanlarıdır. Avrupa’nın farklı ülkelerinde üreyen kuş türleri bir yandan Anadolu’nun ılıman güney bölgelerinde kışlarken, diğer yandan önemli sayıdaki kuş türü göçleri sırasında başta İstanbul Boğazı olmak üzere Marmara Bölgesi’nde, doğuda ise Kafkasya’dan Artvin, Borçka ve Çoruh vadisini izleyerek güney bölgelerine ve özellikle binlerce kuş Hatay, Belen üzerinden Afrika’ya yol alır. Ayrıca, başta bıldırcın olmak üzere kuzeyden Karadeniz’i aşıp Anadolu’ya geçen kuş türleri Anadolu’nun kuzey bölgelerinden başlayarak cephe göçü yapar. Bu ve diğer tüm göçmen türler için göç esnasında kullanacakları enerjinin kaynağı olan ve belirli süre dinlendikleri konaklama alanları büyük önem taşımaktadır. Göçmen kuşlar, ilkbahar ve sonbahar göç dönemlerinde zamanlarının büyük kısmını bu konaklama alanlarında geçirirler. Anadolu’nun iklimsel ve topoğrafik yapısı da canlı çeşitliliğinin artışında en önemli etkenlerdendir. Türkiye güney- kuzey ve kuzey-güney göç hattının üzerindedir. Kuşlar Anadolu’dan Afrika’ya veya Afrika’dan Anadolu’ya iki yol üzerinden geçiş yapmaktadır. Bu geçişler genel olarak Hatay üzerinden gerçekleşir. Anadolu’ya Hatay üzerinden giriş yapan kuşlar daha sonra Avrupa ve Rusya’ya boğazlar ve Doğu Karadeniz ana göç yollarını kullanarak geçiş yapmaktadırlar. Sonbahar göç döneminde ise bu güzergahın tersi durum söz konusudur. Bu anlamda Faaliyet sahası bu ana göç güzergahları üzerinde veya yakınında yer almamaktadır.

Türkiye’nin önemli göç yolları. Boğazlar ve Kafkaslardan gelen Yırtıcı Kuş ve Leylek gibi türler Hatay ve Kıbrıs üzerinden göçlerine devam ederler (Literatürlerden derlenerek oluşturulmuştur)
Bu çalışmada Phaselis çevresinde yapılan arazideki çalışmalarımız ile geçmiş dönemlerde yürütülen gözlem ve araştırmalarda elde edilen bilimsel verilerden de yararlanılmıştır. Yapılan gözlem, inceleme ve değerlendirme sonucunda çalışma alanı ve yakın çevresinde Non-passeres’ten 23 familyaya ait 60 tür, Passerres grubundan 19 familyaya ait 62 tür olmak üzere 42 familyaya ait 122 tür saptanmıştır. Bu türlerden 43’ü yerli (Y), 53’ü yaz göçmeni (YG), 16’sı kış göçmeni (KG), 10’u transit göçer (T)’dir. (Çizelge 2). Bölgede yayılış gösteren türlerden 10 tür, Türkiye Kuşları Kırmızı Listesi’nde (RDB) A1.2 ve 1 tür B.2 kriterinde olup, bu kriterde yer alan türlerin nüfusları Türkiye genelinde çok azalmıştır. İzlendikleri bölgelerde 1 birey-10 çift(=1-20 birey) ile temsil edilirler. Bu türlerin soyu büyük ölçüde tükenme tehdidi altında olduğu için, Türkiye genelinde mutlaka korunmaları gereken türlerdir. Ayrıca 32 tür A.2 kriterindedir. Tükenme baskısı günümüzdeki gibi devam ederse mutlak tükenmeyle karşı karşıya kalacak olan türlerdir.
Faaliyet sahası ve yakın çevresindeki kuş türlerinin bilimsel ve Türkçe isimleri, ulusal ve uluslar arası koruma statüleri ile sahadaki biyolojik statüleri (Yerli, göçmen vb.) değerlendirilmiş, her bir kuş türünün koruma statüleri; Kiziroğlu (2008)’na göre Türkiye Kuşları Red Data Book (RDB- Kırmızı Liste)- Uluslar arası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği Statüleri (IUCN), Bern sözleşmesi (BERN) ve statülerine göre değerlendirilerek Çizelge 3’te, bazı türlere ait fotoğraflar Şekil 8-11’de verilmiştir.
Diğer taraftan, faaliyet sahası içerisinde bulunan ve doğrudan gözlemlenebilen türler Çizelge 3’te “+” ile işaretlenmiştir. Buna göre: listede yer alan su kuşları ve birkaç kuş türü hariç büyük bir çoğunluğunun (74 tür) faaliyet sahasında bulunduğu görülmektedir. Bu türlerden ikisi NT (Gökkuzgun, Anadolu Sıvacısı) ve biri VU (Kızıl Çalı Bülbülü) kategorisindedir. Kaldı ki faaliyet sahasının yaklaşık 500 m doğusunda yer alan Antik Kent ve yakınında yer alan alan sazlık-gölet alanda çok sayıda su kuşlarına rastlamak mümkündür.
Türlerin özellikleri verilirken ve betimlemeleri yapılırken Anonim 2013a; Aslan vd. 2004, 2005; Çevik vd. 2003, 2005 ve 2010; Erdoğan vd. 2001, 2002, 2003 ve 2008; Heinzel vd. 2001; IUCN 2006, 2013; Karaardıç ve Erdoğan 2009; Kiziroğlu 2001, 2008 ve 2009; Kiziroğlu vd. 1992, 1993; Sümbül vd. 2010; Svensson vd. 2010’dan yararlanılmıştır.
Erithacus Rubecula (Linnaeus, 1758) Kızıl Gerdan
Boyu 12,5-14 cm kadardır. Erkek ve dişi aynı görünüşte olup üreme formu yoktur. Kafasının üstü, sırt, kuyruk üstü ve kanat üstü yeşilimsi kahverengi, alın kısmı, gerdan ve göğüs kızıl renktedir. Gözün üstü ve gözün arkasından karına kadar olan kısmı grimsidir. Karın yanları sarımsı kahverengidir. Karın altı kirli beyaz renktedir. Gaga siyah ve ayaklar kahverengidir. Ormanlarda, parklarda, bahçelerde, çalılıklarda ve yerleşim alanlarında bulunurlar. Serin iklimlerde yaşarlar. Böcekler, solucanlar, meyveler ve tohumlarla beslenirler. Avrupa’nın kuzeyinde ve ülkemizde Marmara ve Karadeniz bölgelerinde ürerler. 5-6 yumurta bırakırlar kuluçka süreleri 13-14 gündür. Yavruları 12-15 günde uçacak olgunluğa erişirler. Bölgemiz için kış ziyaretçisidir. Faaliyet sahasında hemen hemen her yerde görülebilir. Ülkemizin İç Anadolu ve Doğu Anadolu’nun bazı kısımları hariç tamamında görülürler. Ülkemiz dışında Avrupa, İskandinav ülkeleri, Rusya’nın batısı, Kafkaslar, İran, Irak, Suriye, İsrail ve Kuzey Afrika ülkelerinde yayılış gösterirler. Bern sözleşmesine göre koruma altında olan bir türdür. Avlanılması yıl boyunca yasaktır.
Lanius Collurio (Linnaeaus 1758) Kızılsırtlı Örümcekkuşu
Boyu 16-18 cm arasındadır. Erkek ve dişi farklı görünüşte olup üreme formu yoktur. Erkeğin gagası siyah ve kalındır. Başın üstü mavimsi gri olup gaganın hemen üstünden gözün arkasına kadar uzanan siyah bir bant (bant) vardır. Gaganın hemen altından gerdan ve karın kısmı pembemsidir. Sırt ve kanat kısmı pas renklidir. Kuyruk üstü gri kuyruk altı beyaz kuyruk siyah kenarları beyaz renklidir. Ayaklar siyahtır. Dişilerin baş üstü, kuyruk üstü, kanat kahverengimsi krem tonlarında göğüs grimsi beyaz olup kahverengi çizgiler vardır. Genellikle çalılık, dağınık ağaçların bulunduğu alanlarda çitlerde dikenli tellerin üzerinde, bahçelerde, parklarda, orman kenarlarında ve yol boylarındaki ağaçlık ve çalılıklarda yaşar. Böceklerle beslenirler. Türkiye’nin bütün bölgelerinde kuluçkaya yatar. 4-7 yumurta bırakır ve kuluçka süresi 11-13 gündür. Yavruları 12-14 gün sonra uçacak büyüklüğe ulaşır. Yaz göçmenidir. Türkiye’nin bütün bölgelerinde bulunur. Türkiye dışında Britanya adaları, İskandinavya ve kuzey Rusya hariç tüm Avrupa’da, Hazar Denizi çevresi ve Doğu Akdeniz kıyı bandında yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre koruma altında olan bir türdür. Avlanılması yıl boyunca yasaktır.
Upupa Epops (Linnaeus, 1758) İbibik

Faaliyet sahasında çalılık, ve ormanlık alanlara görülebilen, beslenmek amacıyla açık alanlarda böcek avlayan ibibik
Boyu 25-28 cm kanat açıklığı 44-48 cm, gagası 4,5-5 cm kadar uzun olup hafif kıvrık ve koyu renktedir. Erkek ve dişi aynı görünüşte ve üreme formu yoktur. Kafa üstündeki ibibik turuncu renkte ve uçları siyah bazı tüylerinde siyahın hemen altında beyaz bir leke vardır. Gerdan ve kursak tüyleri kahverengimsi pembe karın altı beyazdır. Sırt beyaz kanat üstü ve kuyruk siyah enine beyaz bantlıdır. Omuz tüyleri kaçık kahverengimsidir. Yerleşim yerlerinde görüldüğü gibi, seyrek ağaçların olduğu ormanlık alanlar, meralar, bahçeler, kısa bitkili ekili alanlar gibi nemli alanlarda görülür. Uzun kıvrık gagasıyla toprak içindeki solucan, kurtçuk ve larvaları, böceklerle, örümcekler, salyangozlar, kertenkele ve kurbağalarla beslenirler. Yurdumuzun bütün bölgelerinde kuluçkaya yatar. 5-8 yumurta bırakır kuluçka süresi 15 gündür. Yavrular 20-25 gün sonra uçacak büyüklüğe ulaşırlar. Yurdumuzu yazın ziyaret ederler. Tüm Türkiye’de bulunur. Türkiye dışında Britanya adaları, İskandinavya, Rusya’nın kuzeyi hariç Asya ve Afrika’da yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre kesin koruma altında olan bir türdür. Avlanılması yıl boyunca yasaktır.
Turdus Merula (Linnaeus, 1758) Kara Tavuk
Boyu 23-29 cm arasındadır. Erkek ve dişi farklı görünüştedir. Üreme formu yoktur. Gaga erkekte sarı renktedir. Üreme döneminde kırmızımsı sarı bir renk alır. Vücut tamamen siyah renklidir. Gözlerinin çevresinde sarı bir halka vardır. Dişiler erkeklere göre mat renkli olup kahverengimsi renktedir. Genç bireyler kahverengimsi gri renktedir. Hareketli kuşlar olup devamlı yer değiştirirler. Erkekleri özellikle üreme döneminde bazı kuşların ses taklitlerini yapabilirler. Ormanlık alanlarda, parklarda, bahçelerde, ağaçlıklı ve çalılıklı alanlarda yaşarlar. Böceklerle, solucanlarla, gasropodlarla ve meyvelerle beslenirler. Beslenmelerini genellikle sabahın erken saatlerinde yaparlar. Yurdumuzun tamamında kuluçkaya yatarlar ve 4-5 yumurta bırakırlar. Yavruları 15-17 günde uçacak olgunluğa erişirler. Yerli bir türümüzdür. Bazı bölgeler için yaz göçmenidir. Yurdumuzun tamamında görülür. Türkiye dışında bütün Avrupa’da Kuzey Afrika’da, Suriye, Irak ve hazar Deniz’inin çevresinde yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre koruma altında olan bir türdür.
Memeliler
Bilindiği gibi; Türkiye’de memeliler sınıfına (Classis: Mammalia) ait yaklaşık 160 memeli türü yaşamakta (Kurtonur vd. 1996, Albayrak vd. 1997 ve Wilson and Reeder 2005) olup, bunlardan 26 tanesi faaliyet sahası ve yakın çevresinde yayılış göstermektedir. Sahanın çevresinde memelilerden Yaban Keçisi (Capra aegagrus), Tilki (Vulpes vulpes), Porsuk (Meles meles), Yaban Domuzu (Sus scrofa), Tavşan (Lepus europaeus), Orman Yediuyuru (Dryomys nitedula) en dikkat çeken türlerdendir (Çizelge 3). Bunların dışında yapılan arazi çalışmaları esnasında kirpi, körfare, ağaç sansarı ve gelinciğin yaşadığı da tespit edilmiştir. Saha ve yakın çevresinde memeli türlerinin yaşadığı iz, dışkı ve bizzat gözlemlerin yanında çevre halkına da sorularak bilgi alınmıştır. Faaliyet sahasında ve yakın çevresinde yaşayan bazı memeli türlerine ait fotoğraflar Şekil 12-14’te verilmiştir.
Sahada ve yakın çevresindeki memeli türlerinden nesli tükenmekte olan yaban keçisi ve tilki Türkiye’nin de taraf olduğu CITES=Nesli Tehlikede Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticareti’ne ilişkin sözleşmeye göre avlanmaları, öldürülmeleri, iç ve dış ticareti kesinlikle yasaktır. Bu durum cezai müeyyidelerle güvence altına alınmıştır. Özellikle yaban keçileri sahadaki en önemli memeli türü sayılabilir. Nesilleri tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan bu tür Batı Toroslardaki Sarp Kayalıklarda, uçurum kenerlarında yaşamakta ve tehlikelerden kısmen korunabilmektedirler. Bu tür için en büyük tehdit bir çok tür için de olduğu gibi insandır. Yine sahanın yakın çevresinde bulunabilen memelilerden olan Akdeniz Nalburunlu Yarasası, Uzun Kanatlı Yarasa, (NT): yakın zamanda tehdit altına girebilir kategorisinde, Nalburunlu Yarasa ve Uzun Ayaklı Yarasa ile Yaban Keçisi (VU): Hassas- zarar görebilir nadir türler statüsünde yer alırken, Körfare ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır (DD).
Ayrıca, IUCN Kırmızı Listesi’ne göre bu bölgede yaşayan memelilerden; 20’si (LC): Asgari endişe altındaki türler kategorilerinde, 2’si (NT): yakın zamanda tehdit altına girebilir kategorisinde 3’ü (VU): Hassas-zarar görebilir kategorilerinde yer alırken, 1 türün durumu belli değildir (DD) (Çizelge 4). Diğer taraftan, bu türlerden 11 tanesi BERN Sözleşmesi listelerinde Ek II (kesin olarak koruma altına alınan türler)’de, 8 tanesi de Ek III (Korunan türler)’de yer almaktadır.
Merkez Av Komisyonu (MAK) Kararlarına göre; Kirpi, Yabani Tavşan Ek-I (Çevre Ve Orman Bakanlığı’nca koruma altına alınan yaban hayvanları)’de, Gelincik EK-II (Merkez Av Komisyonunca koruma altına alınan av hayvanları)’de, Kızıl Tilki, Ağaç Sansarı ve Yaban Domuzu EK-III (Merkez Av Komisyonunca avına belli edilen sürelerde izin verilen av hayvanları) kapsamında bulunmaktadır.
Diğer taraftan, faaliyet sahası içerisinde bulunan ve doğrudan gözlemlenebilen türler Çizelge 4’te “+” ile işaretlenmiştir. Buna göre: listede yer alan sucul formlar ve yarasalar hariç çoğunluğunun (15 tür) faaliyet sahasında bulunduğu görülmektedir. Bu türlerden özellikle kızıl tilki CITES kapsamında koruma altındadır.
Faaliyet sahası ve yakın çevresindeki memeli faunasının tespiti için yapılan arazi çalışmalarında bazı türler doğrudan (Anadolu Sincabı, Porsuk vb.), bazı türler ise iz ve dışkılarından dolaylı olarak gözlemlenmiştir. Bu türlerin genel özelliklerinin verilmesi ile betimlemelerin yapılmasında Anonim 2013b; Benda ve Horacek 1998; Çağlar 1965; Çağlar 1968; Çağlar 1969; Çolak vd. 2007; Demirsoy 1996a; Doğramacı 1974; Doğramacı 1989; Felten vd. 1971; Felten vd. 1973, Felten vd. 1977; IUCN 2013; Kaçar ve Erdoğan 2010; Karataş 2009: Karataş ve Sözen 2004; Karataş ve Sözen 2007; Karataş 2009; Kıvanç 1988; Krystufek ve Vohralik 2001; Krystufek ve Vohralik 2005; Kumerloeve 1975, 1978; Mursaloğlu 1973; Niethammer ve Krapp 1982; Osborn 1964; Sert vd. 2009; Sert vd. 2005; Spitzenberger 1968; Turan 1984; Wilson ve Reeder 2005; Yavuz 2008; Yavuz vd. 2010, 2013; Yiğit vd. 2006’dan da yararlanılmıştır.
Vulpes Vulpes (Linnaeus, 1758) Kızıl Tilki
Bu tür “bayağı tilki” olarak da bilinir. Tilki Vulpes vulpes (Linnaeus, 1758), Köpekgiller (Canidae) familyasındaki yedi cins ve 24 tür içindeki en yaygın tilki türüdür. Vücut uzunluğu 90, kuyruğu 30 cm kadar olup 7-9 kg ağırlığa ulaşabilir. Büyük kulakları ve uzun bol yumuşak kıllı, kabarık bir kuyruğu vardır. Kuyruğun bu özelliği, onu çoğu zaman olduğundan büyük gösterir. Burnu sivridir. İnce ve uzun bacaklıdır. Koku alma ve işitme duyusu çok gelişmiştir. Hızlı bir koşucudur. Zorda kaldığında, uzun mesafeler olmadıkça yüzebilir. Kızıl tilki, tüm tilkiler içinde en büyük tilki türüdür. Post rengi yaşadığı yere göre değişse de, büyük çoğunluğunun postu kızıl renklidir. Kılların üst kısmı kızıl, alt kısmı beyaz, bacaklarının alt kısımları da siyah renk olur. Renklerinde yöresel olarak farklar olabilir; bazen üst kısmı turuncu ya da kahverengimsi kırmızı ve alt kısmı kar beyazı ya da gri renk olabilir. Sırtında siyah bir çizgisi olan kızıl tilkiler olduğu tamamen gri veya siyah renkli olanlarına da rastlanılabilir. Bunlar, çoğunlukla Avrupa ve Asya’da yaşayan kızıl tilkilerdir. Mart ve Mayıs ayları arası, kürklerinin en kalın olduğu dönemdir. Kızıl tilkiler geceleri ava çıkan omnivor hayvanlardır; yani hem etçil, hem de otçuldur. Toprak altındaki kemiricilerin ıslık gibi çıkan seslerini işitir, toprağı kazarak onları inlerindeyken yemeyi tercih eder. Daha çok kemiricilerle beslenirler; fareler ve tavşanları avlarlar. Yuvalarını yerde kuran kuşlar, tavuksular, böcekler, balıklar da avları olabilir. Çok nadir olarak geyik ya da domuz yavrularını avladıkları bilinir ve çok zor zamanlarda sürüngen türlerini de yiyebilirler. Sıklıkla olmasa da leş yedikleri de görülür. Bazı tilkiler karayollarını takip eder ve otomobillerin ezdiği hayvanların leşleri ile beslenirler (Demirsoy, 1996a). Zorda kalınca meyve ve tahıl yedikleri de bilinir. Bu nedenle omnivor olarak sınıflandırılırlar yani hem etobur, hem de otoburdurlar. Tilkilerin kümeslere girip tavuk çalmaları da insanlar arasında kötü ün salmalarına neden olmuştur. Kızıl tilki, şehirlerdeki güvercin, keme, fare ve tavşan popülasyonlarını kontrol altında tutar ve böylece insanlar için faydalı olur. Kızıl tilki senenin büyük bir bölümünü yalnız geçirir. Yuvalarını kurup yavruları olana kadar yalnız yaşarlar ve yalnız avlanırlar. Bu dönemde dişi tilkiler, sosyal hayattaki yerlerini edinmek için diğer dişilerle bir yarışa girer. Yarışı kazanamayan dişiler genellikle ölürler veya sosyal hayatta bir yerleri olamadan yaşarlar. Yarışı kazanan tilki dominant dişi olur. Bölgedeki diğer dişiler arasında, anne olabilecek tek tilki dominant dişidir. Erkek tilki eş aramaya başladığında çevresindeki bütün dişi tilkiler onun ilgisini çekmeye çalışır (Soyumert 2004). Dominant dişi, tilkinin ilgisini çekmeye çalışan diğer dişi tilkilere acımasızca saldırır ve kurallarını zorla kabul ettirir. Diğer dişiler ne kadar uğraşırsa uğraşsın, eninde sonunda erkek tilki eş olarak dominant dişiyi seçer. Tilkilerin üreme zamanları; Orta Avrupa’da Ocak-Şubat ayları, Güney Avrupa’da ise Aralık-Ocak aylarıdır. Üreme mevsimlerinde farklı cinsler bir araya gelebilirler. Erkek ve dişilerin kuyruk dibinde menekşe gibi kokan salgı bezleri vardır. Ortalama 50 gün süren bir gebelikten sonra, anne tilki, ilk yavrularını genellikle mart ayında dünyaya getirir. Genellikle 3 ila 5 yavru dünyaya gelir (nadiren sadece 1, ya da 13 yavru olabilir). Yavruların gözleri 12 gün kadar sonra açılır ve 4 ila 6 hafta boyunca emzirilirler. Bir ay sonra ilk kez inlerinden dışarı çıkarlar. Erkek tilki, dişinin yanında kalır ve yavruların bakımında yardım eder. Bu süre boyunca anne tilki yuvada yavrularla kalır, onları her türlü tehlikeden korumaya çalışır. Baba tilki ise, dışarıda avlanarak, yavrulara süt verebilmesi için anneye yemek getirir. Bu düzen ekseriyetle baba tilkinin avlanırken ölmesiyle bozulur. Anne tilki de yavrulara avlanma dersi verebilir. Eğer ki dişi tilki herhangi bir nedenden dolayı ölecek olursa, yavruların bakımını erkek tilki yine yalnız başına yürütebilir. Altı aylık olduklarında yavrular neredeyse yetişkin bir tilkinin boyutlarına erişirler. Ekim ayında yani yavrular 7-8 aylık olduklarında yuvadan ayrılırlar. Bazen dişi yavrular yuvada kalıp, bir dahaki üreme döneminde doğacak olan yavruların yetiştirilmesinde annelerine yardım ederler. Yavrular 10 aylıkken, üreyebilecek olgunluğa ulaşmış olurlar. İlkbaharda gençler yeni eşler ararken, eski eşler de tekrar biraraya gelirler. Ortalama ömürleri 12 yıldır. Kızıl tilki çok farklı yaşam alanlarına ayak uydurabildiği için farklı farklı habitat tiplerinde rastlanılabilir. Yeryüzünde her kıtada görülür. Özellikle ormanlarda, kırlarda, tarlalarda yaşamayı tercih eder, ama şehirlerin kenarlarında ve hatta şehirlerin içlerinde günden güne daha sık kızıl tilkiye rastlanılmaktadır. Londra’da üçüncü bölge gibi şehrin çeperlerine nispeten daha yakın olan yerlerde, akşam saatlerinde metro çıkışlarında dahi bir kez değil, birçok kez rastlandığı görülmüş, gece sesleri duyulmuştur. Kızıl tilki, çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır; Avrupa, Asya, Kuzey Afrika, Avustralya ve Kuzey Amerika ve hatta Kutuplar (Anonim 2013b).
Meles Meles (Linnaeus, 1758) Porsuk
Türkiye’de porsuk Meles meles (Linnaeus, 1758) türü ile temsil edilmektedir (Pamukoğlu 2001b, Wilson ve Reeder, 2005). Porsuk erginlerinde kafatası uzunluğu 10-14 cm, üst çene diş dizisi uzunluğu (kesici diş hariç) 4-5 cm ve ard ayak uzunluğu 10-11 cm kadar olup genel vücut rengi, kurşuni siyah, baş ve boynun yan bölümleri beyazdır. Burundan itibaren başlayan iki siyah şerit, gözleri de içine alarak kulaklara kadar devam etmektedir. Başın alt kısmı, göğüs bölgesi ve ayakları ise siyah kıllarla örtülüdür. Siyah olan kulakların dışa bakan uç kenarları ise beyaz kıllarla kaplıdır. Porsuk kısa bacaklıdır, ön ve arka ayaklarda beşer parmak bulunmaktadır. Ön ayaklarda bulunan tırnaklar arkadakilere göre yaklaşık üç kat daha uzundur. Ön pençeler daha geniş yapıdadır. Ön ve arka ayaklar siyah kıllarla örtülüdür. Pençe tabanları çıplak olduğu için toprak zemin üzerinde belirgin bir iz bırakırlar. Vücut tıknaz, kuyruk kısa ve küt olup üzerinde uzun ve sert kıllar vardır. Vücudun arkası ön kısmına göre daha kaba, dolgun ve nispeten yuvarlakça bir yapıdadır. Boyunları kısa ve kalındır. Başı uzun, burnu sivridir. Gözler küçük olup gözler ve kulaklar birbirine çok yakındır. Kulakları, kısa ve yuvarlak olup birbirinden oldukça ayrık ve vücut dışına çok az çıkmış durumdadır. Örtü kılları kısa ve daha yumuşak, koruyucu kıllar ise daha uzundur. Başın ön kısmındaki kıllar kısa düz ve geriye doğru yatık, diğer kısımlardakiler ise uzun ve iki yana yatık durumdadır. Ventraldeki kıllar ise hayvanın derisi görünebilecek kadar seyrek konumdadır (Özen ve Uluçay, 2010). Porsuk, en çok dağlık ve ormanlık bölgelerin içerisinde bulunan yerleşim yerlerine yakın alanlarda (Örneğin Kütahya’da Pinus nigra (Kara çam) ormanlarıyla kaplanmış olan dağlık alanların yamaçlarına kurulmuş olan köylerde) yayılış göstermekte olup, yuvalarının, genellikle su kaynağı, tarla, bağ ve bahçe gibi alanlara yakın olduğu bilinmektedir (Özen ve Uluçay, 2010). Besin temin etmek için geceleri avlanmaya çıkan porsuğun gececil (nocturnal) bir davranış sergilediği ancak, zorda kalınca gündüz de aktivite gösterdiği bilinmektedir (Kowalczyk vd. 2003). Porsuk oldukça karışık bir diyete sahip olup, çoğunlukla ısırabileceği ve öldürebileceği her hayvanı yer. Besin listesinde böceklerin pupaları, larvaları ve erginleri, solucanlar, kabuklu-kitinli omurgasızların çoğu (salyangozlar, kınkanatlılar, tesbih böcekleri vb.), kuyruklu-kuyruksuz kurbağalar, sürüngenler, kemirgenler (fareler vb), tavşan yavrusu, yavru keçi koyun gibi daha büyük hayvanlarla da beslenmektedir (Çanakçıoğlu ve Mol 1996; Fedriani vd. 1999; Pamukoğlu 2000 ve 2001a; Balestrieri vd. 2004). Bunun yanında ulaşabildiği kuş yumurtalarını ve leşleri de besin olarak tükettikleri bilinmektedir. Besin kıtlığında meyve gibi bitkisel besinleri de yiyebilen porsuk, omnivor bir hayvan gibi davranabilir. Diğer etçil türlerine göre daha fazla miktarda bitkisel besin tüketen porsuk, özellikle yazın üzümsü-sulu meyvelerle ve mısır, nohut ve fasülye gibi tanelilerle, kışın ise yumrulu bitki gövdeleri ile beslenebilmektedir. Ayrıca, kırsal alan ve köylerde tavuk kümeslerine girebilmekte, kültür alanlarında bulunan bitki türlerine de önemli zararlar vermektedir [Demirsoy 1993 ve 1996a, Özen ve Uluçay 2010). M. meles, Avrupa’nın kuzeydoğusunda Finlandiya Lapin Bölgesi’nden, doğuda Kuzeydoğu Sibirya Tundralarına kadar ve Çin (Sincan) Bölgesi’ne kadar ve Güneyde Korsika’yla birlikte Sicilya adaları, Anadolu’nun güneyi ile Beyrut Havzası’na kadar ve batıda Atlantik okyanusu kıyılarına kadar uzanan Palearktik Bölgenin (Kuzey Afrika ve Arabistan bölgesi hariç) bütün ormanlık ve step alanlarında yayılış göstermektedir [Ellerman ve Morrison-Scott 1951; Corbet 1978; Turan 1984; Corbet ve Hill 1992). Ekolojik toleransı oldukça yüksek olan porsuğun yurdumuzda horizontal olarak Trakya’dan Doğu Anadolu’ya kadar, vertikal olarak sahil bölgelerinden dağların 2000 m yüksekliğine kadar parçalı dağılış şeklinde yayıldığı bilinmektedir (Pamukoğlu 1999 ve Soyumert 2004). Huş ve Göksel (1981), porsuğun Adana, Adapazarı, Ankara, Aydın, Balıkesir, Bingöl, Burdur, Denizli, Eskişehir, Isparta, Kahramanmaraş, Konya, Mersin, Muğla, Ordu, Trabzon ve Zonguldak’ta yayılış gösterdiğini bildirmiştir.
Ancak her ne kadar ekolojik toleransı bu denli yüksek olan porsuk popülasyonu bu kadar geniş bir coğrafyada yayılıyor kabul edilse de yayılışı sürekli değildir ve popülasyon parametrelere pek bilinmemektedir. Birçok araştırmacı (Kumerloeve 1978 ve Pamukoğlu 2001b) Türkiye’de özellikle iç bölgeler başta olmak üzere porsuk popülasyonunun tükenmek üzere olduğunu ifade etmektedir. Buna sebep olarak da; plansız yapılaşma, aşırı gübre ve ilaç kullanımı, gürültü ve ışık kirliliği, sel baskını ve trafik kazası gibi faktörleri göstermektedirler. Özellikle, Akdeniz ve Ege bölgesi başta olmak üzere Trakya ve Karadeniz bölgelerinde de tarımsal alanlar ile yapılaşmanın hızlı olduğu bölgelerde bu türün tehdit altında bulunduğunu da kaydetmektedirler. Porsuğun, Anadolu’nun ekstrem kuru bölgeleri dışındaki yüksek dağlık bölgelerinde bulunduğu, bununla birlikte tarımın yoğun bir şekilde uygulandığı yerlerde sayılarının azaldığını ve hatta bazı bölgelerde tamamen yok olduğunu belirtmektedirler.
Porsuk Phaselis Antik Kenti yakınlarında görülmemekle birlikte (yoğun insan aktivitesi nedeniyle bu alanlardan uzak durduğu düşünülmektedir), özellikle yakın çevredeki yüksek tepe ve dağlarda, örtülülüğü yüksek sahalarda gizlenmektedir. Beslenmek amacıyla geniş alanları gezebilen tür, akşam saatlerinde görülebilmektedir. Kaçak ve bilinçsiz avcılık nedeniyle soyları gittikçe azalmaktadır. Antalya-Göynük Kanyonu’nda avcılar tarafından vurulmuş bir porsuğun fotoğrafı Şekil 24’te verilmiştir.
Sciurus Anomalus Gmelin, 1778 Anadolu Sincabı
Anadolu Sincabı, Sciurus anomalus (Güldenstaedt, 1785) geniş ormanlarda, lokal ağaç formasyonlarına kadar uzanan bir yelpazedeki habitatlarda ağaçlarda yaşar. Sincaplar, karasal iklim şartlarına çok iyi adapte olmuş kemirgenlerdir. Kısacası ağaç sincaplarına ağaçların bulunduğu her yerde, 0-2000 m yükseliklere kadar ulaşan alanlarda rastlanılabilir. Sincaplar aynı zamanda ormanlarda, parklarda, bağ ve bahçelerde de bulunabilir (Turan, 1984). Anadolu sincabı, genel olarak ele alındığında Anadolu ve Ortadoğu coğrafyasında lokalize olmuştur (Ellerman ve Morrison-Scott 1951; Alkan 1965; Harrison ve Bates 1991; Yiğit ve Çolak, 1998). Sincaplar hassas ve kıllı kuyruğu, kulak kepçesinin apeksinde yer alan püskülleri ve hızlı hareket yetenekleri ile karakterize olan küçük kemirgen memelilerdir. Kış uykusuna yatmasalarda bir durgunluk hali görülebilir. Diş formülleri I 1/1, Pm 1/1, M 3/3=20’dir. Köpek dişleri yoktur (Demirsoy 1992). Rengi bölgelere ve mevsimlere göre kırmızımsıdan koyu griye kadar değişir (Yazıcıoğlu 1981). Postları dorsalde genellikle kırmızımsı kahverengi, ventralde açık sarıdır. Kış kürkünün dorsal rengi yaz kürkünden daha koyudur (Albayrak ve Arslan 2006; Demirsoy 1996a; Özkurt vd. 1999). Çiftleşmeleri baharda başlar. Yaklaşık 40 gün süren gebelikten sonra kılsız, gözleri görmeyen 3-8 kadar yavru doğururlar. Yılda 2 ila 3 kez çiftleşirler. Yavruları bir yılda olgunlaşır (Arslan 1999).
Sert ve kabuklu meyveler temel besinleri olmakla birlikte, filizleri de kemirirler (Önel ve Temizer 2005). Besin yokluğunda böcekler, kuş yumurtaları ve küçük kuşları da yedikleri bilinmektedir. Günlük yiyecek ihtiyaçları ortalama 80 g kadardır. Fazla yiyeceklerini toprak altına gömer ve ihtiyaç duyduklarında tekrar çıkarıp yerler (Görner ve Hackethal 1988). Sincaplar bu özellikleriyle ormanların yayılışında önemli bir role sahiptir (Arslan 1999; Albayrak ve Arslan 2006). Kışın zor şartlarında kullanmak için besin depo ederler. Tohumları ağızlarına alıp taşıyarak ya yaşlı ağaç gövdelerindeki kovuklara, veya toprak içerisine depo ederler. Çoğu zaman toprağa gömdükleri tohumlar çimlenerek, yeni ağaç fidelerini oluşturur. Bu durum Yavuz vd (2012)’de “Gönüllü Ormancılık” vurgusuyla tanımlanmaktadır. Anadolu sincabına Phaselis Antik kenti içerisindeki tarihi eserlerin üzerinde etrafını gözlerken, yakınlardaki ağaçlarda saklanırken veya beslenirken, zaman zaman açıklıklarda etrafta koşuştururken rastlanılabilir. Oldukça ürkek ve hızlı olan bu hayvanı gözlemlemek için sessiz ve sakin olmak gerekir.
Mevcut haliyle bile oldukça zengin ve çeşitli bir faunal yapı gösteren faliyet sahası çok çeşitli biyotop ve habitatları bünyesinde bulundurmaktadır.
DEĞERLENDİRME
Raporun bu kısmına gelinceye kadar saha ve yakın çevresinin ekolojik yapısını ve bütünlüğünü anlamaya ve anlatmaya yönelik bilgiler verilmiştir. Ancak bu kısımda doğrudan hedefe yönelik olması amacıyla “Faaliyet Sahasının Mevcut Durumu ve Yapılacak Bitki Temizleme Faaliyetinin Etkilerinin Neler Olabileceği” değerlendirilmiştir.
Flora Bakımından Değerlendirme
Alanda baskın türün kızılçam (Pinus brutia var. brutia) olduğu görülmüştür. Kızılçam altlarında ve açıklıklarında ise maki formasyonuna ait bitki türlerine rastlanılmıştır. Bunun yanı sıra makinin içinde ve açıklıklarında otsu ve soğanlı türlerin de yetiştiği görülmüştür. Aynı zamanda alanda 4 tane endemik (endemik: Belirli bir alana özgü) bitki türü olduğu tespit edilmiştir. Bu endemik türlerin faaliyet sahasında bulunduğu koordinatları, IUCN (International Union for Conservation of Nature) tehlike kategorileri ve şekilleri aşağıda, uydu görüntüsü üzerindeki yerleri ise Şekil 15’te verilmiştir. Bu endemik türler şunlardır;
Pyrus Serikensis
Güner & H. Duman (zingit). Antalya endemiği olan bu tür, IUCN (International Union for Conservation of Nature) kategorilerine göre EN (Endangred = Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır (IUCN 2001). Bu nedenle koruma altına alınması gereken bir türdür ve alanda yaklaşık 6-7 m boyunda bir ağaç bulunmaktadır (GPS: N 36 31 33 906; E 30 31 53 715).
Sideritis Lycia Boiss.
& Heldr. (kemer çayı). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır (GPS: N 36 31 25 748; E 30 31 44 329).
Stachys Sericantha
P. H. Davis (dikenli çay). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır (GPS: N 36 31 34 102; E 30 31 54 238).
Thymus Revolutus
Celak (kum kekiği). Akdeniz Bölgesi endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır. (GPS: N 36 31 34 807; E 30 31 55 698).
Bu türler sahada yapılacak her türlü faaliyet esnasında dikkatle korunmalı, bu türlerin yakın çevresindeki bitki birlikleri de sağlıklı ekolojik bağlantıların varlığını sürdürmesi amacıyla mutlaka korunmalıdır.
Alanda baskın olan bitki Pinus brutia Ten. var. brutia (Kızılçam)’dır. Kızılçam altlarında ve özellikle açıklıklarında kümeler şeklinde maki formasyonu bulunmaktadır.
Sahada tespit edilen maki formasyonuna ait bitki türleri ise şunlardır:
Asparagus acutifolius L. (Tilkişen)
Laurus nobilis L. (Defne, Tehnel)
Myrtus communis L.subsp. communis (Mersin)
Olea europaea L. subsp. europaea (Zeytin)
Paliurus spina-christi P. Mill. (Karaçalı)
Phillyrea latifolia L. (Akçakesme)
Pistacia lentiscus L. (Sakız ağacı)
Quercus coccifera L. (Kermes meşesi)
Ruscus aculeatus L. (Tavşanmemesi)
Smilax aspera L. (Gıcırdikeni)
Alanda orman altı ve açıklıklarında bulunan bitkiler ise şunlardır:
Acer sempervirens L. (Akçaağaç)
Aegilops biuncialis Vis. (İkikılçık)
Anchusa hybrida Ten. (Tatlıbaba)
Arundo donax L. (Kargı)
Asphodelus aestivus Brot. (Kirgiçkökü)
Asteriscus aquaticus (L.) Less. (Sarıtop)
Avena wiestii Steudel (Farazotu)
Capparis spinosa L. (Kebere)
Carduus nutans L. subsp. nutans (Eşekdikeni)
Carduus pycnocephalus L. subsp. pycnocephalus (soymaç)
Carthamus dentatus (Forssk.) Vahl. (Kınadikeni)
Carthamus lanatus L. (Sarıdiken)
Centaurea solstitialis L. subsp. solstitialis (Çakırdikeni)
Centaurium pulchellum (Sw.) Druce (Pembe tukul)
Ceratonia siliqua L. (Keçiboynuzu)
Cionura erecta (L.) Griseb. (Babrik)
Cistus creticus L. (Girit ladeni)
Clematis flammula L. (Hamilmiskin)
Conyza bonariaensis (L.) Cronquist ( Çakalotu)
Crataegus monogyna Jacq. var. monogyna (Yemişen)
Crepis foetida L. subsp. foetida (Kohum)
Cyclamen graecum Link subsp. anatolicum Ietsw. (Domuztopalağı)
Daphne gnidioides Jaub. & Spach (sıyırcık)
Daucus guttatus Sibth. & Sm. (Beneklihavuç)
Drimia maritima (L.) Stearn (Ada soğanı)
Echinops spinossissimus Turra. subsp. bithynicus (Boiss.) Greuter (Kirpibaşı)
Ephedra campylopoda C. A. Meyer (Deniz üzümü)
Eryngium campestre L. var. virens Link (Yer kestanesi)
Euphorbia characias L. subsp. wulfenii (Hoppe ex W.D.J. Koch)Radcl.-Sm. (Ulu sütleğen)
Fontanesia philliraeoides Labill. (Çılbırtı)
Heliotropium hirsutissimum Grauer (Akrep otu, Bambul otu)
Hyparrhenia hirta (L.) Stapf (Damsazı)
Lagurus ovatus L. (Tavşankuyruğu)
Malva neglecta Wallr. (Çobançöreği)
Medicago orbicularis (L.) Bartal. (Paralık)
Melica minuta L. (Yer incirotu)
Melissa officinalis L. subsp. officinalis (Oğulotu)
Mentha spicata L. subsp. spicta (Eşek nanesi)
Micromeria myrtifolia Boiss. & Hohen. (Boğumluçay)
Nerium oleander L. (Zakkum)
Origanum onites L. (Bilyalı kekik)
Phlaris paradoxa L. (Topuzlu kanyaş)
Phlomis lycia D.Don (Tüylü çalba)
Phragmites australis (Cav.)Trin. ex Steud. (Kamış)
Pinus brutia Ten var. brutia (Kızılçam)
Pistacia palaestina Boiss. (Çöğre)
Prunella vulgaris L. (Gelinciklemeotu)
Pterocephalus plumosus (L.) Coulter (Gök cücükotu)
Pulicaria dysenterica (L.) Bernh. (Ayıayağı)
Rhamnus oleoides L. subsp. graecus (Boiss. et Reut.) Holmboe (Cehri)
Rubus sanctus Schreb. (Böğürtlen)
Sanguisorba verrucosa (G.Don) Ces. (Sincanotu)
Sarcopoterium spinosum (L.) Spach (Abtesbozan)
Sherardia arvensis L. (Gökörenotu)
Silene aegyptiaca (L.) L. f. subsp. aegyptiaca (Ballıca)
Stachys annua (L.) L. subsp. ammophila (Boiss. & Blanche) Sam. (Kumçayçesi)
Stipa bromoides (L.) Dörfl. (Kılaç)
Trifolium campestre Schreb. subsp. campestre var. campestre (Üçgül)
Trifolium globosum L. (Yumakyonca)
Trifolium stellatum L. var. stellatum (Yıldız yonca)
Tuberaria plantaginea (Willd.) M.J. Gallego (Kıyı karagözü)
Tyrimnus leucographus (L.) Cass. (Dulkarıgömleği)
Verbascum sinuatum L. subsp. sinuatum var. adenosepalum Murb. (Bodanotu)
Vitex agnus-castus L. (Hayıt)
Hypericum perfoliatum L. (Binbirdelikotu)
Juncus littoralis C.A.Meyer (Balıksazı)
Kickxia elatine (L.) Dumort. subsp. crinita (Mabille) Greuter (Fukaraotu)
Lagoecia cuminoides L. (Pülüskün)
Temizlik yapılacak olan saha, kendisi ve çevresiyle bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu nedenle sahanın çevresini de değerlendirdiğimizde tespit edilen endemik bitkiler ise şunlardır:
Allium Sandrasicum
Kollman, Özhatay & Bothmer (Sandras Körmeni). Türkiye endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Anthemis Ammophila
Boiss. & Heldr. (Plaj Papatyası). Antalya endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Colutea Melanocalyx
Boiss. & Heldr. subsp. Melanocalyx (Karapatlangaç). Türkiye endemiği olan bu alt tür, IUCN kategorilerine göre EN (Endangered = Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır.
Galium Canum
Req ex DC. subsp. Antalyense Ehrend. (Antalya Yoğurtotu). Antalya endemiği olan bu alt tür, IUCN kategorilerine göre NT (Near Threatened= Tehdit Altına Girebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Galium Floribundum
Sm. subsp. Airoides Hub.-Mor. ex Ehrend. & Schönb.-Tem. (Tekirova İplikçiği). Türkiye endemiği olan bu alt tür, IUCN kategorilerine göre NT (Near Threatened= Tehdit Altına Girebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Glycyrrhiza Flavescens
Boiss. subsp. Antalyensis Sümbül, Ö. Tufan, O.D. Düşen & Göktürk (Antalya Meyanı). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu alt tür, IUCN kategorilerine göre CR (Critically Endangered= Çok Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır.
Helichrysum Pamphylicum
P.H.Davis & Kupicha (Beyazkurna). Türkiye endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre LC (Least Concern= En Az Endişe Verici) kategorisinde yer almaktadır.
Lathyrus Phaselitanus
Hub.-Mor. & Davis (Phaselis Burçağı). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre EN (Endangered= Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır.
Quercus Aucheri
Jaub. & Spach (Boz Pırnal). Türkiye endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Ricotia Carnosula
Boiss. & Heldr. (Dişli Cavlak). Türkiye endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre LC (Least Concern= En Az Endişe Verici) kategorisinde yer almaktadır.
Sideritis Condensata
Boiss. & Heldr. (Kozalı Kekik). Türkiye endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Sideritis Stricta
Boiss. & Heldr. (Tilki Kuyruğuçayı). Türkiye endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Stachys Bombycina
Boiss. (Arıçeyçesi). Türkiye endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre NT (Near Threatened= Tehdit Altına Girebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Trigonella Coerulescens
(M. Bieb.) Halácsy subsp. Kemerensis Göktürk (Kum Çemenotu). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu alt tür, IUCN kategorilerine göre CR (Critically Endangered= Çok Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır.
Verbascum Chazaliei
Boiss. (Çam Sığırkuyruğu). Antalya endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Verbascum Spodiotrichum
(Hub.-Mor.) Hub.-Mor. (Çıralı Sığırkuyruğu). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre EN (Endangered = Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır.
Faaliyet sahası, “Türkiye’nin 122 Önemli Bitki Alanı” nından birisi olan “Tahtalı Dağı ÖBA”na komşudur (Özhatay ve ark. 2005). Bu nedenle alan bitkiler açısından da özel bir öneme sahiptir.
Bitki temizliği yapılacak sahada makilikler kümeler şeklinde bulunmaktadır. Bu alanlar sadece bitkiler açısından düşünülmemelidir. Zira bu alanlar bir ekosistem bütünlüğü oluşturmaktadır. Özellikle herpetofauna, kuşlar ve memeliler açısından korunma, üreme ve barınma alanlarıdır. Buralarda bulunan yoğun omurgasız hayvan varlığı, gerek sürüngenleri, gerekse kuş ve memelileri buralara çekmektedir.
Herpetofauna Bakımından Değerlendirme
Sahada aktif su kaynakları ve su birikintileri bulunmamaktadır. Bu nedenle özellikle kurbağalar ve bazı sürüngenlere gölgelik ve nemli vejetasyon içinde, makiliklerin altında ve toprak içinde rastlanmaktadır. Faaliyet sahasında kurbağalardan 3, sürüngenlerden 19, toplam 22 türü görmek mümkündür. Çizelge 2’den de görüleceği gibi, bu türlerden tosbağa “VU”, sarı yılan “NT” kategorisinde yer almaktadır. Yine bu türlerden tosbağa CITES sözleşmesi kapsamındaki türler içerisindedir. Sahadaki çalı ve makilikler bu türler için beslenme, barınma ve korunma alanları oluşturmaktadır. Bu kısımlar özellikle sıcaklardan korunma ve gölgelenmenin yanında yırtıcılardan saklanmak için de kullanılmaktadır. Sahada yapılacak bilinçsiz bitki temizliği faaliyetinden bu türlerin olumsuz etkilenmesi kolaylıkla mümkündür. Bu nedenle bu türlerin seyrek bulunabileceği alanlarda temizlik yapılması uygun olacaktır.
Kuşlar Bakımından Değerlendirme
Sahada su kuşları ve birkaç kuş türü hariç büyük bir çoğunluğunun (74 tür) bulunduğu görülmektedir. Bu türlerden ikisi NT (Gökkuzgun, Anadolu Sıvacısı) ve biri VU (Kızıl Çalı Bülbülü) kategorisindedir. Kaldı ki faaliyet sahasının yaklaşık 500 m doğusunda yer alan Antik Kent ve yakınında yer alan alan sazlık-gölet alanda çok sayıda suda yaşayan kuş türünlerine rastlamak ta mümkündür. Sahadaki yoğun vejetasyon alanlarının varlığı özellikle ötücü kuşların gündüz yırtıcılarından korunması, üreme alanlarının savunulması, yuva yapma, kuluçka dönemi faaliyetleri, beslenme, yavru uçurma için büyük önem arz etmektedir. Bu alanlardaki yoğun omurgasız popülasyonları, larvaların çoğunlukla bu sık örtülülük içinde bulunması kuşları buralara çeker.
Memeliler Bakımından Değerlendirme
Memelilerden sucul formlar ve yarasalar hariç çoğunluğunun (15 tür) faaliyet sahasında bulunduğu görülmektedir. Bu türlerden özellikle kızıl tilki CITES kapsamında koruma altındadır. Ülkemizin de 22/12/1996 tarihinden beri taraf olduğu bu uluslararası sözleşme gereğince, yasal yaptırım ve koruma zorunlulukları bulunmaktadır. Dolayısıyla tilkinin ve onun besinlerini oluşturan diğer memeli türlerinin korunması gerekmektedir. Ayrıca, sahadaki yoğun vejetasyon alanları olan çalılık ve makilikler memeliler açısından önemli barınma alanları oluşturmaktadır. Bu bakımdan bu kısımların korunması memelilerin, dolayısıyla bunun da yanında tüm ekosistem zincirinin korunması anlamına gelecektir.
ÖNERİLER VE SONUÇ
Öneriler
Sahada faaliyete izin verilen alanlarda niteliksiz bitki ve çalı temizliği yapılırken dikkat edilmesi gereken hususlar ve bu konudaki önereilerimiz aşağıda verilmiştir.
-Tüm veriler ışığında; sahada yapılacak bitki temizliğinden ekositemin mevcut yapısının en az etkilenmesi gözetilerek bir plan çıkarılmıştır. Bu bağlamda, aşağıda sahada endemik bitki türlerinin bulunduğu alanlar ve biyolojik çeşitlik açısından önem taşıyan maki bitki örtüsü ile bunların yanında bitki ve çalı temizliğinin yapılabileceği açıkça tanımlanmıştır. Bu nedenle biyolojik çeşitlilik açısından önemli noktalar ve bitki ve çalı temizliğinin yapılabileceği açık alanları gösteren bu plan dikkate alınmalıdır. Sahada yapılacak jeomanyetik ve jeoradar çalışmaları sırasında aşağıda önerilen orman açık alanlarının haricindeki hiçbir sahada işlem yapılmamalıdır.
-Diğer taraftan, çalışma yapılacak sahada toprak içerisinde, yüzeye yakın kesimlerde kurbağa, kertenkele, yılan veya diğer memeli formların bulunması olasılığı her zaman için söz konusudur. Bu kesimlerde gerçekleştirilecek çalışmalarda dikkatli olunmalıdır. Yabanıl formların habitatları civarında iş makinelerinin veya çalışanların müdahalesi sonucunda bu bireyler ortaya çıkabilecektir. Hatta bu esnada çeşitli derecelerde zarara uğrayabilecekleri göz önünde bulundurularak yabanıl formların etkilenmesinin önüne geçebilmek için, kendiliklerinden kaçmalarına müsaade edilmelidir.
-Sahada yapılacak olan bitki ve çalı temizliğinin bu konuda uzmanlaşmış orman işçileri tarafından yapılması, temizlik öncesinde çalışacak personele sahanın mevcut durumu ve ekosistem özellikleriyle ilgili kısa brifingler uzmanlarınca verilmeli ve önemli noktaların kavranması sağlanmalıdır.
-Yine çalışmanın planlandığı mevsimin yaz olması ve sahanın hassas özellikleri nedeniyle, yangın çıkması ihtimaline karşın, faaliyetlerin tüm aşamalarında en az bir itfaiye aracı veya yangın söndürme özellikli arazözün yanında itfaiye personelinin sahada hazır bulunması çok iyi bir tedbir olacaktır.
-Yine çalışmanın planlandığı mevsimin yaz olması ve sahanın hassas özellikleri nedeniyle, yangın çıkması ihtimaline karşın, faaliyetlerin tüm aşamalarında en az bir itfaiye aracı veya yangın söndürme özellikli arazözün yanında itfaiye personelinin sahada hazır bulunması çok iyi bir tedbir olacaktır. Ayrıca sahanın yakın çevresinin yangına hassas bir durumda olması nedeniyle faaliyet sırasında sahada bulunacak tüm personelin bu konuda bilinçlendirilmesi, sigara vb. içilmesinin engellenmesi, iaşe işlerinin bu hassas bölgeler dışında gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
-Sahada yapılacak faaliyetin kesici alet ve ekipman ile yapılacak olması ve yaz mevsiminde Antalya’nın sıcak ve nemli havası nedeniyle insan sağlığı açısından herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması için faaliyet süresince sahada profesyonel bir ilk yardım ekibi bulunmalıdır.
-Sonuç olarak; mevcut doğal yapının sahadaki hassas durumu dikkate alınarak, tüm faaliyetler ve çalışmalar sırasında en az bir botanik uzmanı, bir herpetofauna-ornitoloji uzmanı ve bir memeli uzmanının tüm çalışmalar sırasında alanda hazır bulunması gerekmektedir. Bu ekip, alanın hangi noktalarına ve ne şekilde müdahale edilebileceği, nelere dikkat edilmesi gerektiği ile ilgili bilgileri hemen sağlayabilecek nitelikte, sahayı iyi bilen uzmanlardan oluşmalıdır. Ekip sahadaki her türlü faaliyeti değerlendirmeye yetkili olmalı, gelişebilecek farklı olasılıklarda yeni kararlar alabilecek ve yönlendirmeler yapabilecek bir pozisyonda olmalıdır.
Sonuç
Sonuç olarak, planlanan faaliyetin tüm safhalarında yukarıdaki önerilere ve ek olarak yürürlükteki kanun ve yönetmeliklere uyulması koşuluyla;
Antalya İli, Kemer İlçesi, Tekirova Beldesi Çeltik yeri mevkii sınırları içerisinde Ares Fasilis İnş. Turizm Tic. A.Ş.’ye tahsis edilen 878 nolu parselde jeomanyetik ve jeoradar çalışmalarının yapılabilmesi için alanda niteliksiz bitki ve çalı temizliği yapılması faaliyetinin flora ile fauna açısından yukarıda açıklanan önerilerin hayata geçirilmesi şartıyla, kayda değer bir risk meydana getirmesi beklenmemektedir.
Tüm bu bilgiler ışığında, saha ve yakın çevresi değerlendirildiğinde; sahanın bir ekolojik bütünün parçası olduğu, endemik ve koruma statüsü bulunan türler nedeniyle hassas bir yapısının olduğu unutulmamalı, dolayısıyla bu raporda vurgulanmış olan noktalara mutlaka riayet edilmeli, önerilen tedbirler alınmalıdır. Eğer bunlar sağlanır ise yapılacak niteliksiz bitki ve çalı temizliğinin ekositemin mevcut durumunu olumsuz etkilemesi beklenmemektedir.
Bu anlamda söz konusu faaliyetin bu şartlarda gerçekleştirilmesinin, bitki ve hayvan populasyonlarının varlığını ve geleceğini, üreme başarısını ve populasyon dengelerini olumsuz etkileyecek, varlığının devamına zarar verebilecek ölçüde etkide bulunmayacağı kanaatine varılmıştır.
Bu rapor tarafımızdan tanzim edilmiştir.
KAYNAKLAR
Albayrak, İ., Arslan, A., 2006. Contribution to the taxonomical and biological characteristics of Sciurus anomalus in Turkey (Mammalia: Rodentia). Turk. J. Zool. 30(1): 111-116.
Albayrak, İ., Pamukoğlu, N. and Aşan, N. 1997. “Bibliography of Turkish Carnivores (Mammalia: Carnivora)”, Communications. Fac. Sci. Univ. Ank. Series C.V.15.pp.120.
Alkan, B., 1965. Türkiye’nin ağaç ve tarla sincapları (Mammalia-Sciuridae) üzerine bazı incelemeler. Bitki Koruma Bülteni, Ankara, 5(4):151-162.
Anonim, 2013a, TRAKUŞ (Türkiye’nin Anonim Kuşları), www.trakus.org (erişim tarihi: 28.12.2013).
Anonim, 2013b. TRAMEM (Türkiye’nin Anonim Memelileri), www.tramem.org (erişim tarihi: 28.12.2013).
Arslan, A., 1999. Konya İlindeki Sciurus anomalus (Mammalia: Rodentia)’un Ekolojik, Biyolojik ve Taksonomik Özellikleri. Selçuk Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Konya, 1-45.
Aslan A, Yavuz M, Erdogan A. 2005. A comparative study of the breeding ecology of the house sparrow (Passer domesticus L.): Timing of breeding and breeding success ISRAEL JOURNAL OF ZOOLOGY 51 (4): 361-380.
Aslan, A., Albayrak, T., Tunç, MR., Erdoğan, A. 2004. Antalya kuşları ve Halkalama Çalışmaları. Tabiat ve İnsan Dergisi, 38, 1-2, 36-49.
Balestrieri, A., Remonti, L., Prigioni, C. 2004. Diet of the Eurasian badger (Meles meles) in an agricultural riverine habitat (NW Italy). Hystrix It J Mammal. 15(2):3-12.
Baran, İ. 1976. Türkiye Yılanlarının Taksonomik Revizyonu ve Coğrafi Yayılışları. TÜBiTAK Yayınları No. 309, T.B.A.G. Seri No.9, Ankara, 177 pp.
Baran, İ. 1983. Güneybatı Anadolu Finike ve Kaş Civarının Herpetolojisi. Doğa Bilim Dergisi, Ankara, A.7: 59-66.
Baran, İ. ve Yılmaz, İ., 1984. Ornitoloji Dersleri. Ege Üniversitesi Basımevi. Seri no. 87. Bornova. İzmir. 1-323.
Baran, İ., 2005. Türkiye Amfibi ve Sürüngenleri, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları No: 207 Başvuru Kitaplığı 21, Ankara.
Baran, İ., Atatür, M. K. 1998. Türkiye Herpetofaunası (Kurbağa ve Sürüngenler). Çevre Bakanlığı. Ankara, 214 ss.
Başoğlu, M. ve Baran, İ. 1980. Türkiye Sürüngenleri II: Yılanlar. Ege Üniv. Fen Fak. Kitaplar Serisi No. 81, Bornova- İzmir, 218 ss.
Başoğlu, M. ve Baran, İ., 1977. Türkiye Sürüngenleri. I. Cilt: Kaplumbağalar ve Kertenkeleler [The Reptiles of Turkey, Part I. The Turtles and Lizards], Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi Kitaplar Serisi. İzmir, 76: 1-272.
Başoğlu, M. ve Baran, İ., 1988. Türkiye Sürüngenleri. II. Cilt: Yılanlar [The Reptiles of Turkey, Part II. The Snakes], Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi Kitaplar Serisi İzmir, 81: 1-218.
Başoğlu, M. ve Özeti, N., 1973, Türkiye Amfibileri. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Kitaplar Serisi. İzmir, 50: 1–155.
Başoğlu, M. ve Özeti, N., Yılmaz, İ. 1994. Türkiye Amfibileri. Ege Üniv. Fen Fak. Kitaplar Serisi No. 151, Bornova- İzmir, 221 ss.
Benda, P. and Horacek, I., 1998, Bats (Mammalia: Chiroptera) of the Eastern Mediterranean. Part 1. Review of distribution and taxonomy of bats in Turkey. Acta Soc. Zool. Bohem. 62: 255-313.
Corbet, G.B. 1978. “The Mammals of the Palaearctic Region: A taxonomic review”, British Mus. (Nat. Hist.). London, 1–314.
Corbet, G.B. and Hill, J.E. 1992. “The Mammals of the Indomalayan Region: A systematic review”, Natural History Museum Publications. 1–488.
Çağlar, M., 1965. Türkiye’nin Chiroptera Favnası. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Mecmuası, Seri B, 30 (3-4): 125-134.
Çağlar, M., 1968. Türkiye’nin Yarasaları I. Türk Biologi Dergisi, 18 (1): 5-18.
Çağlar, M., 1969. Türkiye’nin Yarasaları II. Türk Biologi Dergisi, 19 (2-4): 88-106.
Çanakçıoğlu, H. ve Mol, T. 1996. “Yaban Hayvanları Bilgisi.”, İstanbul Üniv. Yayın no:3948. Fakülte Yayın no: 440: 438-441.
Çevik, N.,Erdoğan, A.,Öz,M.,Yavuz,M.,Tunç,M.R., 2010. Karaardıç,H. Arkeolojisinden doğasına MYRA/DEMRE ve çevresi. T:C: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayını ISBN 978-975-17-3517-1.
Çevik, N.,Varkıvanç, B., Bulut, S., Kızgut, İ., Akyürek, E., Çömezoğlu, Ö., Onur, F., Düşen, O., Düşen, S., Tunç,M.R., Aslan, A., Sert,H.B. 2003. Beydağları Yüzey Araştırmaları.
Çevik, N.,Varkıvanç, B., Bulut, S., Kızgut, İ., Akyürek, E., Çömezoğlu, Ö., Onur, F., Düşen, O., Düşen, S., Tunç,M.R., Aslan, A., Sert,H.B. Sterflinger, K., Dugga,T.M. 2005. Trebenna’nın Tarihi, Arkeolojisi ve Doğası. ISBN 975-7078-28-X Zero Prodüksion Ltd. Adıyla ek yayın dizisi.
Çolak, R., E. Çolak, N. Yiğit, Kandemir, İ., Sözen, M., 2007. Morphometric and biochemical variations and the distribution of Genus Apodemus (Mammalia: Rodentia) in Turkey, Acta Zoologica Academiae Scientiarum Hungaricae, 53 (3), 239-256.
Davis, P.H. 1965-1985. Flora of Turkey and the East Aegean Island. Vol 1-9, Edinburgh University Press. Edinburgh.
Davis, P.H., Mill, R.R., Tan, K. 1988. Flora of Turkey and the East Aegean Island. Vol 10 (Supp.). Flora of Turkey and the East Aegean Island. Vol 10 (Supp.) Edinburgh University Press. Edinburgh.
Demirsoy, A. 1993. “Yaşamın Temel Kuralları, Omurgalılar.”, Cilt 3, Kısım 2. Meteksan A.Ş. Ankara, 758 ss.
Demirsoy, A. 1996b. Türkiye Omurgalıları: Amfibiler. Çevre Bakanlığı Çevre Koruma Genel Müdürlüğü. Proje No: 90-K-1000-90. Ankara, 69 ss.
Demirsoy, A. 1996c. Türkiye Omurgalıları: Sürüngenler. Çevre Bakanlığı Çevre Koruma Genel Müdürlüğü. Proje No: 90-K-1000-90. Ankara, 205 ss.
Demirsoy, A., 1992. Yaşamın Temel Kuralları, Omurgalılar/ Amniyota. Cilt III/ Kısım II, Meteksan A.Ş., Ankara, 1-942s.
Demirsoy, A., 1996a. Türkiye Omurgalıları, Memeliler. Çevre Bakanlığı, Çevre Koruma Genel Müdürlüğü, Meteksan A.Ş., Ankara, 1-292.
Doğramacı, S., 1974. Türkiye Apodemus (Mammalia:Rodentia)’larının Taksonomik durumları. Tarım Hayvancılık Bakanlığı Zirai Mücadele Müdürlüğü Araştırma: 1-56, Ankara.
Doğramacı, S., 1989. Türkiye Memeli Faunası. Ondokuz Mayıs Üniv. Fen Fak. Derg. 1 (3). 107–136.
Düşen, O. D., Sümbül, H. 2001. Sarısu-Saklıkent Arasının Florası. The Herb Journal of Systematic Botany, 8 (1) : 29-60.
Ekim, T., Koyuncu, M., Vural, M., Duman, H., Aytaç, Z., Adıgüzel, N. 2000. Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı. Barışcan Ofset Ankara. 246 sayfa.
Ellerman, J.R., Morrison-Scott, T.C.S., 1951. Checklist of palaeartic and Indian mammals. 1758-1946. Brit. Mus. (Nat. Hist.). London, 1-810.
Erdoğan, A., Öz, M.,Sert,H., Tunç, M., R. Yavuz, M., 2008. Arkeolojisi, Tarihi, Doğası ve Tarımıyla Kumluca Rhodiapolis. ISBN 978-975-7094-16-6 248 ss Temmuz, Antalya.
Erdoğan, A., Öz, M., Düşen, S., Sert, H., Tunç, M., R. 2001. “Finike ve Çevresinin Kuş, Kurbağa ve Sürüngen Türleri”. Finike Kitabı, 75-76 ss.
Erdoğan, A., Öz, M., Sert, H., Tunç, M.R. 2002. Antalya Yamansaz Gölü ve Yakın Çevresinin Avifaunası ve Herpetofaunası. Ekoloji Çevre Dergisi, Cilt 10, sayı 43: 33-39.
Erdoğan, A., Sert, H., Vohwınkel, R., Prunte, W. Albayrak, T., Aslan, A. ve Tunç, MR. 2003. Manavgat/Titreyengöl Kuş Halkalama Çalışmaları. Tabiat ve İnsan 37/1: 19-25.
Fedriani, J., Palomares, F., Delibes, M. 1999. Niche relations among three sympatric Mediterranean carnivores. Oecologia. 121(1):138–148.
Felten, H., Spitzenberger, F. and Storch, G., 1971. Zur Kleinsäugerfauna West-Anatoliens. Teil I, Senckenbergiana biol., 52 (6): 393-424.
Felten, H., Spitzenberger, F. and Storch, G., 1973. Zur Kleinsäugerfauna West-Anatoliens. Teil II, Senckenbergiana biol., 54 (4-6): 227-290.
Felten, H., Spitzenberger, F. und Storch, G., 1977. Zur Kleinsäugerfauna West-Anatoliens. Teil IIIa, Senckenbergiana biol., 58: 1-44.
Göktürk, R. S., Sümbül, H. 2002. The Current Conservation Status of Some Endemic Plants of Antalya Province. The Karaca Arboretum Magazine. Vol. VI., Part 3: 91−114.
Göktürk, R.S. 2009. A new subspecies Trigonella coerulescens (Fabaceae) from Turkey. Annales Botanici Fennici. 46: 62−64.
Görner, M., Hackethal, H., 1988. Saugetiere Europas Mit Zeichnungen Von Wolfgang Lenck und Eugenie Tanger, 1-370.
Güner, A., Özhatay, N., Ekim, T., Başer, K.H.C. 2000. Flora of Turkey and the East Aegean Islands (Supplement II). Vol. 11. Edinburgh Univ. Press, Edinburgh. 656 sayfa.
Harrison, D.L., Bates, Pjj., 1991. The Mammals of Arabia. 2nd Edn., Sevenoaks, Kent, Harrison Zoological Museum, England, 1-354.
Heinzel, H., Fitter, R. ve Parslow, J., 2001. Türkiye ve Avrupa’nın Kuşları. Çeviri; Kerem Ali Boyla. Doğal Hayatı Koruma Derneği. 1-384.
Huş, S. ve Göksel, H. 1981. “Türkiye Av Hayvanlarının Yayılış Yerleri”, İstanbul Üniv. Orman Fak. Der, Seri/B, 31(2): 68-81.
IUCN Species Survival Commission 2001. IUCN Red List Categories, Ver. 3.1— IUCN, Gland, Switzerland & Cambridge, UK.
IUCN, 2013. RedList (Kırmızı Liste), www.redlist.org (erişim tarihi: 28.03.2014).
IUCN, Species Survival Commission. 2006. Guidelines for using the IUCN Red List Categories and Criteria. Ver. 6.2. Prepared by the Standards and Petitions Working Group of the IUCN SSC Biodiversity Assessment Sub-Committee in December 2006.
Kaçar, M.S, Erdoğan, A., 2010. Antalya’nın Yaban hayatı ve Yaban Hayatı koruma Statüleri. Tabiat ve İnsan, Mart 2010. ss: 25-30, ISSN: 1302-1001.
Karaardıç, H., Erdoğan, A. 2009. Küresel iklim değişikliğinin Anadolu avifaunası üzerine etkileri. Tabiat ve İnsan, Mart 2009. ss: 24-30. ISSN: 1302-1001.
Karataş, A. and Sözen, M., 2004. Contribution to karyology, distribution and taxonomic status of the Long-winged Bat, Miniopterus schreibersii (Chiroptera: Vespertilionidae), in Turkey, Zoology in the Middle East, 33: 51-64.
Karataş, A. and Sözen, M., 2007. Karyology of three Vespertilionid bats (Chiroptera: Vespertilionidae) from Turkey” Acta Zoologica Academiae Scientarium Hungaricae, 53 (2): 185-192.
Karataş, A., 2009. Türkiye Yarasaları, Niğde Üniv. B.A.P. Birimi Proje No: 01.FEB.09 nolu yayınlanmamış proje raporu.
Kıvanç, E., 1988. Türkiye Spalax’larının Coğrafik Varyasyonları (Mammalia; Rodentia) Ankara Üniv., Fen Fak., Biyoloji Böl., 1-88.
Kiziroğlu 2001: Ekolojik Potpuri, TAKAV, 391s.
Kiziroğlu 2008. Türkiye Kuşları Kırmızı Listesi. Desen Matbaası, Ankara, Türkiye.
Kiziroğlu 2009. Türkiye Kuşları Cep Kitabı. Ankamat Matbaası, Ankara, Türkiye.
Kiziroğlu, İ., Turan, L., Erdoğan, A., 1992: Sultansazlığı’nın Eko-Ornitolojisi ve Son Durumu, H.Ü. Eğitim Fakültesi Dergisi, C.7,217-227.
Kiziroğlu, İ., Turan, L., Erdoğan, A., 1993 : A Bio-Ornithological study on Sultansazlığı, of the Most Important Marshy Areas of Turkey and the Europa, New Bird species in the Area and the Current Situation. DOĞA, Tr. J. of Zoology, 17, 2,179-188.
Kowalczyk, R., Jhdrzejewska, B., Zalewski, A. 2003. Annual and circadian activity patterns of badgers (Meles meles) in Białowieża Primeval Forest (eastern Poland) compared with other Palaearctic populations. Journal of Biogeography. 30(3):463-472.
Krystufek, B. & Vohralik, V., 2001. Mammals of Turkey and Cyprus. Introduction, Checlist, Insectivora. Zgodovinsko drustvo za juzno Primorsko Znanstveno-raziskovalno sredisce Republike Slovenije Koper. 140 pp.
Krystufek, B. & Vohralik, V., 2005. Mammals of Turkey and Cyprus. Rodentia I: Scuidae, Dipodidae, Gliridae, Arvicolinae. Zgodovinsko drustvo za juzno Primorsko Znanstveno-raziskovalno sredisce Republike Slovenije Koper. 292 pp.
Kumerloeve, H. 1978. “Türkiye’nin Memeli Hayvanları”, İstanbul Üniv. Orman Fak. Der. 28/B(1): 178-204.
Kumerloeve, H., 1975. Die Saugetierte (Mammalia) der Turkei. Veröff. Zool. Staatssamlung München. 18: 69-158.
Kurtonur, C., Özkan, B., Albayrak, İ., Kıvanç, E., Kefelioğlu, H. 1996. “Türkiye Omurgalılar Tür Listesi, Memeliler.”, TÜBİTAK, Nurol Matbaacılık A.Ş. 3-23.
Mursaloğlu, B., 1973. Türkiye Yabani Memelileri. IV. Bilim Kongresi, 5–8 Kasım 1973, Ankara. 1- 9. 1973.
Niethammer, J. and Krapp, F., 1982. Handbuch der Saugetiere Europas. Wiesbaden (Akademische Verlagsgesellschaft) I: 1–649.
Osborn, D.J., 1964. The Hare, Porcupine, Beaver, Squirrels, Jerboas and Dormice of Turkey. Mammalia 28: 578-592.
Önel, A., Temizer, İ.A., 2005. Elazığ, Erzincan ve Malatya illerinde Sciurus anomalus (Güldenstaedt, 1785) popülasyonlarının morfolojik ve bazı biyometrik özellikleri. Fırat Üniv., Fen ve Müh. Bil. Derg., 117(1): 205-215.
Öz, M., Kumlutaş, Y., Durmuş, H., Türkozan, O., Düşen, S., Tunç, M. 1999. Batı Torosların Herpetofaunası. TÜBİTAK, TBAG-1475 No’lu Proje. 1996.
Özen A.S. ve Uluçay İ. 2010. Kütahya İli Meles meles Linnaeus, 1758 (Mammalia: Carnivora)’in Bazı Ekolojik, Biyolojik ve Taksonomik Özellikleri, Dumlupınar Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 21:9-20.
Özeti, N. ve Yılmaz, İ., 1994. Türkiye Amfibileri. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Kitaplar Serisi, No: 151, İzmir, 221 s.
Özhatay, N., Byfield, A., Atay, S. 2005. Türkiye’nin 122 Önemli Bitki Alanı. WWF Türkiye, İstanbul.
Özkurt, Ş., Sözen, M., Yiğit, N., Çolak, E., Verimli, R., 1999. On the karyology and morphology of Sciurus anomalus (Mammalia: Rodentia) in Turkey. Zoology in the Middle East, 18:9-15.
Pamukoğlu, N. 1999. “Porsuk (Meles meles) Üzerine Bir Araştırma”, Tabiat ve İnsan Dergisi. Yıl:33. Sayı:3, 36-38.
Pamukoğlu, N. 2000. Batı Türkiye’deki Meles meles (L. 1758) (Mammalia: Carivora)’in Ekoloji, Biyoloji ve Taksonomisi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi.
Pamukoğlu, N. 2001a. “Porsuğun (Meles meles) Günlük Besinindeki Böcekler” Centre for Entomological Studies. Miscellaneous Papers, 74: 4-7.
Pamukoğlu, N. 2001b. “Türkiye Kıyıları 1 Konferansı Bildiriler Kitabı, Türkiye Kıyıları ve Porsuk.”, Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Alanları III. Ulusal Konferansı, İstanbul, 339-343.
Peşmen, H. 1980. Olimpos-Beydağları Milli Parkının Florası. TBAG-335 No’lu Proje, 74 ss, Ankara.
Sert H., Ben Slimen H., Erdoğan A., Suchentrunk F. 2009. Mitochondrial HVI sequence variation in Anatolian hares (Lepus europaeus Pallas, 1778) Mammalian Biology 74:286-297.
Sert, H. , Suchentrunk F.and Erdogan, A. 2005. Genetic diversity within Anatolian brown hares (Lepus europaeus Pallas, 1778) and differentiation among Anatolian and European populations, Mammalian Biology, 70 : 3, 171-186.
Soyumert, A. 2004. Vulpes vulpes (Tilki) ve Meles meles (Porsuk) Türlerinin Köprülü Kanyon Milli Parkı’ndaki Habitat Tercihi Üzerine Çalışmalar. Yüksek Lisans Tezi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Hacettepe Üniversitesi.
Spitzenberger, F., 1968. Zur Verbreitung und Systematik türkischer Crocidurinae (Insectivora, Mammalia). Ann. Naturhistor. Mus. Wien, 74: 233-252.
Sümbül, H., Tufan, Ö., Düşen, O.D., Göktürk, R. S. 2003. A new taxon of Glycyrrhiza L. (Fabaceae) from southwest Anatolia. Israel Journal of Plant Science. 51: 71-74.
Sümbül, H., Göktürk, R. S. 2005. Tahtalı Dağı, 198-200. Türkiye’nin 122 Önemli Bitki Alanı, WWF Türkiye, MAS Matbaacılık A. Ş. İstanbul.
Sümbül, H., Öz, M., Erdoğan, A., Gökoğlu, M., Göktürk, S.R., Düşen, S., Düşen, O.,Aslan, A., Albayrak, T., Sert, H.B., Deniz,İ.G., Kaya, Y., Tunç, M., R. Karaardıç, H.,Uğurluay. H. 2010. Türkiyenin Doğa Rehberi. Mart Matbaası. İstanbul, 797 ss.
Svensson, L., Zetterström, D. and Mullarney, K., 2010. Birds of Europe: (Second Edition), Princeton University Press, 448 pp.
Turan, N. 1984. “Türkiye’nin Av ve Yaban Hayvanları (Memeliler).”, Ankara, 45-177.
Turan, N., 1984. Türkiye’nin Av ve Yaban Hayvanları-Memeliler-Ongun Kardeşler Matbaacılık Sanayii, Ankara, 178 sayfa. 1984.
Wilson, D. E., and Reeder, M. D. (EDS). 2005. Mammal Species of the World: A Taxonomic and Geographical Reference, 3rd ed. Johns Hopkins University Press, 2,142 pp. (Available from Johns Hopkins University Press, 1-800-537-5487 or (410) 516-6900)
Yavuz, M. 2008. “Batı Akdeniz Bölgesi’nde Yayılış Gösteren Microtus (Rodentia: Mammalia) Cinsi Türlerinin Biyoekolojisi ve Biyotaksonomisi” Akdeniz Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoloji Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Antalya, 203s.
Yavuz, M., Kaçar, S., Erdoğan, A. 2012. Antalya’daki Ağaç Sincaplarının Populasyon Ekolojisi ve Habitatlarına Genel Bir Bakış.Ağaç Sincaplarının Türkiye’deki Durumu Sempozyum I. 43-47 s., 13-14 Nisan 2012, Kastamonu / TÜRKİYE
Yavuz, M., Öz, M., Albayrak, İ. 2010. Levant Voles (Microtus guentheri (Danford and Alston 1880)) Prefer Southerly-Facing Slopes in Agricultural Sites at Antalya, Turkey. North Western Journal of Zoology, 6 (1): 36-46.
Yavuz, M., Tunç, M.R. 2013. Doğu Akdeniz Bölgesi’nde Yayılış Gösteren Microtus (Mammalia: Rodentia) Cinsi Türlerinin Biyoekolojisi ve Biyotaksonomisi, Akdeniz Üniversitesi, Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Başkanlığı, A-Tipi-2009.01.0105.005, Antalya.
Yazıcıoğlu, T., 1981. Kürk Teknolojisi. Ege Üniversitesi Matbaası, İzmir, 1-218.
Yılmaz, İ., Öz, M. 1984. A new Locality of Mertensiella luschani finikensis (Amphibia: Salamandridae) İstanbul Üniv. Fen. Fak. Mec. Seri B,49 85-88.
Yiğit, N., Çolak, E., 1998. Contribution to the geographic distribution of rodent species and ecological analyses of their habitats in Asiatic Turkey. Turk. J. Biol., 22(4): 435-446.
Yiğit, N., Çolak, E., Sözen, M., Karataş, A., 2006. Rodents of Türkiye. Meteksan, Ankara. 154 pp.
Araştırmacılar:
Doç. Dr. S. Ramazan ÖZTÜRK
Akdeniz Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü Botanik Anabilim Dalı
Botanik Bahçesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü
Yrd. Doç. Dr. Mustafa YAVUZ
(Zoolog-Herpetoloji ve Mammaloji)
Uzm. Mehmet Rızvan TUNÇ
(Zoolog-Herpetoloji ve Ornitoloji);
Akdeniz Üniversitesi – Biyoloji Bölümü
——————–
T.C.
AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ
FEN FAKÜLTESİ BİYOLOJİ BÖLÜMÜ
PHASELİS ANTİK KENTİ ve YAKIN ÇEVRESİNİN TOHUMLU BİTKİLERİ ve OMURGALI HAYVANLARININ EKOLOJİSİ
HAZIRLAYANLAR
Doç. Dr. S. Ramazan ÖZTÜRK
Akdeniz Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü Botanik Anabilim Dalı
Botanik Bahçesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü
Yrd. Doç. Dr. Mustafa YAVUZ
(Zoolog-Herpetoloji ve Mammaloji)
Uzm. Mehmet Rızvan TUNÇ
(Zoolog-Herpetoloji ve Ornitoloji);
Akdeniz Üniversitesi – Biyoloji Bölümü
Ekim-2014
ANTALYA
Bu dönemde Phaselis Antik Kenti ve yakın çevresinde yapılan çalışmalar bu raporda temel olarak iki kısımda değerlendirlmiştir. Bunlardan biri alanın florası, diğeri ise omurgalı faunası üzerine yapılan çalışmaları içermektedir.
1. PHASELİS ANTİK KENTİ VE ÇEVRESİNİN (878 nolu parsel) FLORİSTİK YAPISI
Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden birisi olan Antalya, deniz, güneş ve tarihi eserler yanında floristik açıdan da ülkemizin en zengin illerinin başında gelmektedir. Bunun en güzel örneği Antalya’da yetişen endemik bitki türlerinin sayısı ile açıklamak mümkündür. Antalya’da yetişen endemik bitki tür sayısı 690 civarındadır (Güner ve Ark., 2012). Bu 690 endemik türün 245 tanesi ise Antalya endemiğidir. Yani Antalya il sınırlarının dışında yetişmezler. Tüm bu sayılar endemik bitkiler açısından Antalya’nın Türkiye’de birinci sırada yer almasını sağlamaktadır. Antalya il sınırları içinde 4 tane Milli Park yer almaktadır. Bunlar, Altınbeşik Mağarası Milli Parkı (İbradı), Köprülü Kanyon Milli Parkı (Manavgat), Termessos Milli Parkı (Düzlerçamı) ve Olimpos-Beydağları Milli Parkı (Kemer)’dır. Olimpos-Beydağları Milli Parkı, diğer milli parklardan farklı olarak deniz ve ormanın iç içe bulunduğu bir milli parktır. Özellikle dağların denizin yakınlarından itibaren 2000 m’lere kadar yükselmeleri bu alanı bitkiler açısından özel korunaklı bir alan haline getirmiştir. Bu dağlar buzul devrinin soğuk ve öldürücü etkisinden kaçan bazı bitkiler için korunma alanı oluşturmuşlardır (Örneğin Dorystoeches hastata Boiss. & Heldr. ex Benth.-Şalba/Devrenkekiği) (Şekil 1). Phaselis antik kenti, yukarıda bahsettiğimiz 4 milli parktan Olimpos-Beydağları Milli Parkı sınırları içinde yer almaktadır. Phaselis antik kenti denizi, kumsalı, tarihi eserleri ve biyoçeşitliliği ile birlikte zenginlik oluşturmaktadır. Olimpos-Beydağları Milli Parkı’nda yapılan floristik çalışma sonunda alandan 823 takson tespit edilmiştir (Peşmen 1980). Değişik araştırmacılar ve tarafımdan değişik projeler kapsamında yapılan arazi çalışmalar sonucunda ilave edilen taksonlarla bu sayının yaklaşık 1000 civarında olduğu tespit edilmiştir. Son yıllarda milli park sınırları içinden toplanarak bilim dünyasına tanıtılan yeni bitki taksonları da bulunmaktadır. Bunlara örnek olarak Trigonella coerulescens (M.Bieb.) Halácsy subsp. kemerensis Göktürk (kum çemenotu) (Göktürk, 2009) (Şekil 2), Glycyrrhiza flavescens Boiss. subsp. antalyensis Sümbül, Ö. Tufan, O.D. Düşen & Göktürk (Antalya meyanı) (Sümbül ve ark., 2003) (Şekil 3) ve Teucrium ekimii H. Duman (erkurtaran) (Duman 1998) verilebilir.
Phaselis, Antalya ili Kemer ilçesi sınırları içinde kalmakta olup, Türkiye florasındaki kareleme sistemine göre C3 karesinde yer almaktadır. Phaselis ve çevresinde yapılan arazi çalışmaları sonunda 59 familya’ya ait 187 cins, 177 tür, 34 alttür ve 12 varyete tespit edilmiştir.Toplam takson sayısı ise 223’dür. Phaselis ve çevresinde tespit edilen 223 taksonun, 128 tanesi Akdeniz Fitocoğrafik Bölgesi elementi, 5 tanesi Avrupa-Sibirya Fitocoğrafik Bölgesi elementi, 1 tanesi İran-Turan Fitocoğrafik Bölgesi elementi ve 89 tanesi ise çok bölgeli veya fitocoğrafik bölgesi bilinmeyen kategorisinde yer almaktadır. Akdeniz Fitocoğrafik Bölgesi elementlerinin sayıca çok olmasını, alanın tamamen Akdeniz Fitocoğrafik Bölgesi içinde kalması ile açıklanabilir. Çalışma sahasında takson sayısı açısından en zengin ilk 3 familya ve takson sayıları şu şekildedir; Asteraceae 34 takson, Lamiaceae 25 takson ve Fabaceae 23 takson. Teşhis edilen 220 taksonun, 4 tanesi faaliyet sahasında olmak üzere toplam 22 tanesi endemiktir. Bu endemik taksonlardan 11 tanesi VU (Zarar Görebilir), 4 tanesi EN (Tehlikede), 3 tanesi NT (Tehdit Altına Girebilir), 2 tanesi LC (En az endişe verici) ve 2 tanesi ise CR (Çok Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır (IUCN 2006). Phaselis ve çevresinde yetişen bitkilerin 2 tanesinin CITES Sözleşmesinde yer aldığı görülmektedir (Çizelge 1).
1.1. Floristik Çalışmalar İçin Materyal ve Metod
2012 yılında başlayan ve araştırma alanından 2013 ve 2014yıllarında toplanan, gözlenen ve adlandırılan bitkiler bu çalışmada listelenmiştir. 2013 ve 2014 yılında vejetasyon peryoduna bağlı olarak belirli aralıklarla arazi çalışması gerçekleştirilmiştir. Arazi çalışması esnasında bitki örnekleri mümkün olduğu kadar toplanmamaya çalışılmış ancak arazi de teşhisi yapılamayan örnekler alınmıştır. Bu örnekler toplanırken, teşhiste zorluk yaşanmaması için her familya’ya ait notlar tutulmuş ve mutlaka alınması gereken bitki kısımları alınmaya çalışılmıştır. Değişik lokalitelerden ve habitatlardan toplanan örnekler zarar görmemesi ve lokalitelerin karışmaması için ayrı ayrı poşetlere konulmuştur. Ayrıca arazide bitkilerin resimleri de çekilmiştir. Gözlemi yapılan ve toplanan örnekler ilk önce familya düzeyinde, daha sonra ise cins, tür varsa alt tür ve varyete düzeyinde teşhisleri yapılmıştır. Teşhis esnasında makroskobik ve mikroskobik özelliklerinden yararlanılmıştır. Bitkilerin teşhisinde, başta Türkiye Florası (Davis, 1965-1985; Davis Ark., 1988; Güner ve ark., 2000) olmak üzere Avrupa Florası’ndan (Tutin ve ark., 1964-1980), İtalya Florası’ndan (Pignatti, 1982), çalışma alanına yakın diğer floristik çalışmalardan (Peşmen ve Güner, 1976; Peşmen, 1980; Ayaşlıgil, 1987; Göktürk ve Sümbül 1997; Alçıtepe ve Sümbül, 2003; Duman ve ark. 2000, Dinç ve Sümbül 2001, Mutlu ve Erik 2003, Deniz ve Sümbül 2004, Çinbilgel 2005), bitkilerin resim ve şekillerinin yer aldığı renkli el kitaplarından (Sümbül ve Ark. 1998a, Sümbül ve Ark. 1998b, Mataracı 2004, Dingil 2002, Sümbül ve Ark. 2005, Tekin 2005, Sümbül ve Ark. 2006) ve Göktürk ve arkadaşları tarafından hazırlanan “Antalya Ili, Phaselis Antik Kenti Yakınlarında Bitki Temizliğine Dair Faaliyetin Değerlendirme Raporu” undan da yararlanılmıştır.
1.2. Phaselis Antik Kenti Çevresinin Florası ve Bulgular
Çizelge 1’de Phaselis ve Çevresinde Tespit Edilen Bitkiler verilmiştir. Faaliyet sahası içerisinde(878 nolu parsel)doğrudan gözlemlenebilecek ve sahada bulunan türler ise “+” işaretiyle ayrı bir sütunda verilmiştir.
Phaselis ve 878 nolu parsel bir bütünlük oluşturmaktadır. 878 nolu alanda da baskın olan bitki Pinus brutiaTen. var. brutia (Kızılçam)’dır. Kızılçam altlarında ve özellikle açıklıklarında kümeler şeklinde maki formasyonu bulunmaktadır. Sahada tespit edilen maki formasyonuna ait bitki türleri ise şunlardır:
Asparagus acutifolius L. (Tilkişen)
Laurus nobilis L. (Defne, Tehnel)
Myrtus communis L.subsp. communis (Mersin)
Olea europaea L. subsp. europaea (Zeytin)
Paliurus spina-christi P. Mill. (Karaçalı)
Phillyrea latifolia L. (Akçakesme)
Pistacia lentiscus L. (Sakız ağacı)
Quercus coccifera L. (Kermes meşesi)
Ruscus aculeatus L. (Tavşanmemesi)
Smilax aspera L. (Gıcırdikeni)
Alanda orman altı ve açıklıklarında bulunan bitkiler ise şunlardır:
Acer sempervirens L. (Akçaağaç)
Aegilops biuncialis Vis. (İkikılçık)
Anchusa hybrida Ten. (Tatlıbaba)
Arundo donax L.(Kargı)
Asphodelus aestivus Brot. (Kirgiçkökü)
Asteriscus aquaticus (L.) Less. (Sarıtop)
Avena wiestii Steudel (Farazotu)
Capparis spinosa L. (Kebere)
Carduus nutans L. subsp. nutans (Eşekdikeni)
Carduus pycnocephalus L. subsp. pycnocephalus (Soymaç)
Carthamus dentatus (Forssk.) Vahl. (Kınadikeni)
Carthamus lanatus L. (Sarıdiken)
Centaurea solstitialis L. subsp. solstitialis (Çakırdikeni)
Centaurium pulchellum (Sw.) Druce (Pembe tukul)
Ceratonia siliqua L. (Keçiboynuzu)
Cionura erecta (L.) Griseb. (Babrik)
Cistus creticus L. (Girit ladeni)
Clematis flammula L. (Hamilmiskin)
Conyza bonariaensis (L.) Cronquist ( Çakalotu)
Crataegus monogyna Jacq. var. monogyna (Yemişen)
Crepis foetida L. subsp. foetida (Kohum)
Cyclamen graecum Link subsp. anatolicumIetsw. (Domuztopalağı)
Daphne gnidioides Jaub. & Spach (Sıyırcık)
Daucus guttatus Sibth. & Sm. (Beneklihavuç)
Drimia maritima (L.) Stearn (Ada soğanı)
Echinops spinossissimus Turra. subsp. bithynicus (Boiss.) Greuter (Kirpibaşı)
Ephedra campylopoda C. A. Meyer (Deniz üzümü)
Eryngium campestre L. var. virens Link (Yer kestanesi)
Euphorbia characias L. subsp. wulfenii (Hoppe ex W.D.J. Koch)Radcl.-Sm. (Ulu sütleğen)
Fontanesia philliraeoides Labill. (Çılbırtı)
Heliotropium hirsutissimum Grauer (Akrep otu, Bambul otu)
Hyparrhenia hirta (L.) Stapf (Damsazı)
Hypericum perfoliatum L. (Binbirdelikotu)
Juncus littoralis C.A.Meyer (Balıksazı)
Kickxia elatine (L.) Dumort. subsp. crinita(Mabille) Greuter (Fukaraotu)
Lagoecia cuminoides L. (Pülüskün)
Lagurus ovatus L. (Tavşankuyruğu)
Lavandula stoechas L. subsp. stoechas (karabaş)
Malva neglecta Wallr. (Çobançöreği)
Medicago orbicularis (L.) Bartal. (Paralık)
Melica minuta L. (Yer incirotu)
Melissa officinalis L. subsp. officinalis (Oğulotu)
Mentha spicata L. subsp. spicta (Eşek nanesi)
Micromeria myrtifolia Boiss. & Hohen. (Boğumluçay)
Nerium oleander L. (Zakkum)
Origanum onites L. (Bilyalı kekik)
Phlaris paradoxa L. (Topuzlu kanyaş)
Phlomis lycia D.Don (Tüylü çalba)
Phragmites australis (Cav.)Trin. ex Steud. (Kamış)
Pinus brutia Ten var. brutia (Kızılçam)
Pistacia palaestina Boiss. (Çöğre)
Prospero autumnale (L.) Speta (Yılansoğanı)
Prunella vulgaris L. (Gelinciklemeotu)
Pterocephalus plumosus (L.) Coulter (Gök cücükotu)
Pulicaria dysenterica (L.) Bernh. (Ayıayağı)
Rhamnus oleoides L. subsp. graecus(Boiss. et Reut.) Holmboe (Cehri)
Rubus sanctus Schreb. (Böğürtlen)
Sanguisorba verrucosa (G.Don)Ces. (Sincanotu)
Sarcopoterium spinosum (L.) Spach (Abtesbozan)
Sherardia arvensis L. (Gökörenotu)
Silene aegyptiaca (L.) L. f. subsp. aegyptiaca (Ballıca)
Stachys annua (L.) L. subsp. ammophila(Boiss. & Blanche) Sam. (Kumçayçesi)
Stipa bromoides (L.) Dörfl. (Kılaç)
Trifolium campestre Schreb. subsp. campestre var. campestre (Üçgül)
Trifolium globosum L. (Yumakyonca)
Trifolium stellatum L. var. stellatum (Yıldız yonca)
Tuberaria plantaginea (Willd.) M.J. Gallego (Kıyı karagözü)
Tyrimnus leucographus (L.) Cass. (Dulkarıgömleği)
Verbascum sinuatum L. subsp. sinuatum var. adenosepalum Murb. (Bodanotu)
Vitex agnus-castusL. (Hayıt)
878 nolu alanda tespit edilen endemik bitki türleri,IUCN (International Union for Conservation of Nature) kategorileri ve GPS kayıtları ise şunlardır;
Petrorhagia pamphylica (Boiss.& Balansa) P.W.Ball & Heywood (zarçiçeği). Antalya endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göreVU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır (GPS: N 36 31 27 465; E 30 31 47 934).
Pyrus serikensis Güner & H. Duman (zingit). Antalya endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre EN (Endangred= Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır (IUCN 2001). Bu nedenle koruma altına alınması gereken bir türdür ve alanda yaklaşık 6-7 m boyunda bir ağaç bulunmaktadır (GPS: N 36 31 33 906; E 30 31 53 715) (Şekil 4).
Sideritis Lycia Boiss. & Heldr. (kemer çayı). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır (GPS: N 36 31 25 748; E 30 31 44 329) (Şekil 5).
Stachys sericantha P. H. Davis (dikenli çay). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır (GPS: N 36 31 34 102; E 30 31 54 238) (Şekil 6).
Thymus revolutus Celak (kum kekiği). Akdeniz Bölgesi endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır. (GPS: N 36 31 34 807; E 30 31 55 698) (Şekil 7).
1.3. Phaselis Antik Kenti ve Çevresinin Floristik Değerlendirmesi
Phaselis ve çevresinde baskın türün kızılçam (Pinus brutia var. brutia) olduğu görülmüştür. Kızılçam altlarında ve açıklıklarında ise maki formasyonuna ait bitki türlerine rastlanılmıştır. Bunun yanı sıra makinin içinde ve açıklıklarında otsu ve soğanlı türlerin de yetiştiği görülmüştür. Aynı zamanda alanda 22 tane endemik (endemik: Belirli bir alana özgü) bitki türü olduğu tespit edilmiştir. Bu endemik türlerin IUCN (International Union for Conservation of Nature) tehlike kategorileri verilmiştir. Phaselis kendisi ve çevresiyle bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu nedenle sahanın çevresini de değerlendirdiğimizde tespit edilen endemik bitkiler ise şunlardır;
Allium sandrasicum Kollman, Özhatay & Bothmer(Sandras körmeni). Türkiye endemiği olan bu tür,IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Anthemis ammophila Boiss.& Heldr.(Plaj papatyası). Antalya endemiği olan bu tür,IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır(Şekil 8).
Colutea melanocalyx Boiss. & Heldr. subsp. melanocalyx (Karapatlangaç). Türkiye endemiği olan bu alt tür,IUCN kategorilerine göre EN (Endangered = Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır.
Galium canum Req ex DC. subsp. antalyense Ehrend. (Antalya yoğurtotu). Antalya endemiği olan bu alt tür, IUCN kategorilerine göre NT (Near Threatened= Tehdit Altına Girebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Galium floribundum Sm. subsp. airoides Hub.-Mor. ex Ehrend. & Schönb.-Tem. (Tekirova iplikçiği). Türkiye endemiği olan bu alt tür, IUCN kategorilerine göre NT (Near Threatened= Tehdit Altına Girebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Glycyrrhiza flavescens Boiss. subsp. antalyensisSümbül, Ö. Tufan, O.D. Düşen & Göktürk (Antalya meyanı). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu alt tür,IUCN kategorilerine göre CR (Critically Endangered= Çok Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır.
Helichrysum pamphylicum P.H.Davis & Kupicha (Beyazkurna). Türkiye endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre LC (Least Concern= En Az Endişe Verici) kategorisinde yer almaktadır.
Lathyrus phaselitanus Hub.-Mor. & Davis (Phaselis burçağı). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre EN (Endangered= Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır(Şekil 9).
Quercus aucheri Jaub. & Spach (Boz pırnal). Türkiye endemiği olan bu tür,IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Petrorhagia pamphylica (Boiss.&Balansa) P.W.Ball & Heywood (Zarçiçeği). Antalya endemiği olan bu tür, IUCN (International Union for Conservation of Nature) kategorilerine göreVU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır (GPS: N 36 31 27 465; E 30 31 47 934).
Pyrus serikensis Güner & H. Duman (Zingit). Antalya endemiği olan bu tür, IUCN (International Union for Conservation of Nature) kategorilerine göre EN (Endangred= Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır (IUCN 2001).
Ricotia carnosula Boiss. & Heldr. (Dişli cavlak). Türkiye endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre LC (Least Concern= En Az Endişe Verici) kategorisinde yer almaktadır(Şekil 10).
Sideritis condensata Boiss. & Heldr. (Kozalı kekik). Türkiye endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Sideritis Lycia Boiss. & Heldr. (Kemer çayı). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Sideritis stricta Boiss. & Heldr. (Tilki kuyruğuçayı). Türkiye endemiği olan bu tür,IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır(Şekil 11).
Stachys bombycina Boiss. (Arıçeyçesi). Türkiye endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre NT (Near Threatened= Tehdit Altına Girebilir) kategorisinde yer almaktadır(Şekil 12).
Stachys sericantha P. H. Davis (Dikenli çay). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Thymus revolutus Celak (Kum kekiği).Akdeniz Bölgesi endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Trigonella coerulescens (M. Bieb.) Halácsy subsp. kemerensis Göktürk (Kum çemenotu). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu alt tür, IUCN kategorilerine göre CR (Critically Endangered= Çok Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır.
Verbascum chazaliei Boiss. (Çam sığırkuyruğu). Antalya endemiği olan bu tür,IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır(Şekil 13).
Verbascum detersile Boiss. & Heldr. (Zinemit). Antalya endemiği olan bu tür, IUCN kategorilerine göre VU (Vulnerable= Zarar Görebilir) kategorisinde yer almaktadır.
Verbascum spodiotrichum (Hub.-Mor.) Hub.-Mor. (Çıralı sığırkuyruğu). Olimpos-Beydağları Milli Parkı endemiği olan bu tür,IUCN kategorilerine göre EN (Endangered= Tehlikede) kategorisinde yer almaktadır.
Faselis ve çevresi, “Türkiye’nin 122 Önemli Bitki Alanı” nından birisi olan “Tahtalı Dağı ÖBA”na komşudur (Özhatay ve ark. 2005). Bu nedenle alan bitkiler açısından da özel bir öneme sahiptir.
2. Phaselis Antik Kenti ve Yakın Çevresinin Omurgalı Faunası
Bilindiği üzere; kararlı bir ekosistemin besin ve ilişkiler piramitinde en üst sıralarda omurgalı hayvanlar yer alır. İki yaşamlısından, sürüngenine, kuş ve memeli türlerini içine alan bir zincir ekositemin devamlılığında rol oynar. Bir bölgenin floral ve faunal yapısı çevresel faktörlerin etkisi altında şekillenir, düzenli olarak sürekli değişir. Bu durum akıcı bir dinamiği ve bunun en önemli parçası olan vahşi yaşamı sürdürmeyi zorunlu kılar. Bu da bu dinamiği anlamakla mümkündür. Antalya ülkemizdeki önemli biyolojik çeşitlilik merkezlerinden biridir. Antalya ili bünyesinde 4 tane Milli Park barındırmaktadır. Bunlar, Altınbeşik Mağarası Milli Parkı (İbradı), Köprülü Kanyon Milli Parkı (Manavgat), Termessos Milli Parkı (Düzlerçamı) ve Olimpos-Beydağları Milli Parkı (Kemer)’dır. Phaselis Antik Kenti’nin de içinde yer aldığı Olimpos-Beydağları Milli Parkı, ülkemizdeki diğer milli parklardan farklı olarak deniz ve ormanın iç içe bulunduğu bir milli parktır. Bu durum florayı etkilediği kadar faunayı da etkilemektedir. Buna vertikal olarak çeşitlenmeyi ve farklı habitat tiplerini de eklediğimizde zengin bir fauna ile karşılaşılması kaçınılmaz olmaktadır. Phaselis Antik Kenti ve yakın çevresinin faunistik yapısı bu hipotezleri destekler niteliktedir.
Bu çalışmada Phaselis Antik Kenti ve yakın çevresinde yayılış gösteren karasal omurgalı faunası ve denizel memeli türlerinden Akdeniz Foku’nun durumu değerlendirilmiştir. Sahada 2012 yılı itibariyle başlatılan ve beş yıl sürecek olan projenin 2013-2014 yılllarında tespit edilen karasal fauna elemanları ile saha için literatürde geçen türlerin listesi bu çalışmada verilmiştir. Ayrıca bu çalışmada; sahada gözlemlenen bazı türlerin genel özellikleriyle fotoğrafları da verilmiştir. Bu kapsamda 2012-2014yılı arasında sahada yapılan arazi çalışmaları sonucunda amfibi ve sürüngenlerden 33 tür kuşlardan 122 tür ve memelilerden 27 tür tespit edilmiştir. Bu türlerin koruma statüleri incelendiğinde; herpetofauna için 1 türün IUCN statüsü belli değilken, 1 tür CR, 1 tür EN, 3 tür NT, 1 tür VU, 26 tür LC kategorisinde yer almakta, kuşlardan 2 tür NT, 2 tür VU ve 118 tür LC kategorisinde, memelilerden ise 1 tür CR, 2 tür NT, 3 tür VU, 20 tür LC kategorisinde yer alırken, 1 türün durumu belli değildir. Bu çalışma dönemindeki mevcut durumları ve tür sayıları ve bazı özellikleri incelenen fauna elemanlarının ileride yapılacak daha geniş kapsamlı çalışmalarla tür sayısı ve durumları da değişebilecektir.
2.1. Faunistik Çalışmalar İçin Materyal ve Metod
Projenin başlamasıyla birlikte, mevcut literatüre yenileri eklenerek, sucul ve karasal omurgasızlar, amfibi ve sürüngenler, kuşlar ve memeliler ile ilgili bazı yeni bilgiler derlenmiştir. Akdeniz Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Zooloji Kürsüsünün yöreye yakın çevresinde1994’ten bu yana yapılan yaklaşık 20 yıllık arazi çalışmaları kapsamında elde ettikleri verilerin yanı sıra söz konusu çalışmalardan sağlanmış gözlem ya da örneğe dayalı bulgulardan da yararlanılmıştır. Toplanan tüm bu veriler birlikte değerlendirilerek alanın dönemsel mevcut omurgalı fauna elemanlarının tespiti yapılmıştır. Arazi çalışmaları sırasında gerekli olacak olan sırt çantası, Portable GPS (Global Positioning System), pil, fotoğraf makinesi, dürbün vb. ekipman ile örnek yakalama kapanları ve apartları hazırlanmıştır. Alandan veri toplarken kullanacağımız formatlar hem dijital hem de basılı ortamda yeniden düzenlenerek hazırlanmış ve çoğaltılmıştır.
Çalışma alanındaki amfibiler nemli, suya yakın alanlarve su içlerinde yaşam ortamlarında gözlemlenmiş ve fotoğraflamış, sürüngenlerin habitatları taranmış, kuşların çoğu görsel yolla, gözle görülemeyen az bir bölümü de ötüşlerinden tanınıp isimlendirilmiş, memeliler ise izlerinden ve doğrudan gözlemlerden tanınıp isimlendirilmiştir. Bu anlamda fauna türlerinin tespiti için, havza bazında bölge değerlendirilmiş, dürbün, tele objektifli fotoğraf makinesi ve video kamera kullanılarak amfibi, sürüngen, kuş ve memeli türleri belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca yöre halkı ile görüşmeler yapılarak alanı kullanan kuş türleri ve göç hareketleri ile ilgili bilgi alışverişi de yapılmıştır. Kuşlar ve sürüngenlerin tespiti için hat boyunca gözlem (transekt) ve nokta gözlem uygulamaları yapılmıştır.
Proje alanı ve yakın çevresinde yapılan arazi çalışmalarında saptanan omurgalıların tür tespitleri yapılmış; bu türlerin familya ve bilimsel isimleri, Türkçe adları, biyotop (habitat), varsa tehlike kategorisi, tehlike sınıfı açısından değerlendirmesi, statüleri ile ilgili veriler değerlendirilmiştir. Bu amaçla IUCN;The International Union for Conservation of Nature,Avrupa Tükenme (Tehdit) Statüsü (= European Threat status= ATS) karşılıkları; Bern Sözleşmesi kriterleri ve koruma listelerinin en son güncellenmiş halleri; CITES (Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme); Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Merkez Av Komisyonu (MAK) tarafından 2013-2014 dönemi Kararları’ndan da yararlanılmıştır. Diğer taraftan yörenin faunası havza bazında ele alınmış, tablolarda sahada bulunabilecek türlere değer verilmiştir. Bunlara ek olarak yörede kaydedilen yabanıl formlar arasında endemik türler bulunup bulunmadığı da değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmada öncelikle gözlem ve fotoğraflamaya dayalı fauna kayıtları ile habitat verileri toplanmış, araştırılan fauna elemanları bakımından alanın “hassas fauna tür ve özelliklerinin henüz tam olarak belirlenmemiş olması” nedeniyle örnek alınmamıştır. Böylece toplanan tüm veriler birlikte değerlendirilerek proje alanının omurgalı fauna elemanlarının dönemsel tespiti yapılmıştır.
2.2. Phaselis Antik Kenti Çevresinin Omurgalı Faunası ve Bulgular
Sahada yapılan çalışmalarda karasal omurgalı faunal yapısı ve denizel memelilerden Akdeniz Fokunun durumu incelenmiş, 2013-2014yılları arasında elde edilen dönemsel bulgular aşağıda verilmiştir.
2.2.1. Amfibi ve sürüngenler
Türkiye’de yayılış gösteren yaklaşık 165 kurbağa ve sürüngen türünün 33’ünün proje sahası ve yakın çevresinde de yaşadığı tespit edilmiştir. Bu türlerden 6’sı kurbağa, 3’ü kaplumbağa, 11’u kertenkele, 12’si de yılanlara aittir. Bunlardan Lyciasalamandra billae(Beldibi Semenderi ) CR“tükenme riski olan”, Deniz Kaplumbağası (Caretta caretta) EN “Tehdit Altında”, Tosbağa (Testudo graeca) VU “zarar görebilir”, sarı yılan (Blanus strauchi,Chamaeleo chamaeleon Elaphe quatuorlineata, )NT “sayısı azalıyor” kategorisinde yer almaktadır. Diğer taraftan kurbağaların (anurlar) tamamı ise IUCN nin LC “düşük risk” kategorisinde yer almaktadır. Ancak bu dönemde tespit edilemese dahi literatür bilgilerine göre; sahada endemik semenderlerden 2 türün bu alanın içinde (Lyciasalamandra bilae ve Lyciasalamandra irfani) yaşadığı bilinmektedir. Bulunan türler bu iki semender hariç geniş yayılımlı olup, ilk bulgularımıza göre semenderler hariç bölgeye özgü endemik ve lokal endemik bulunmamaktadır. Yörenin herpetofaunası dikkate alındığında; 1 türün IUCN statüsü belli değilken, 1 tür CR, 1 tür EN, 3 tür NT, 1 tür VU, 26 tür LC, kategorisindedir. BERN sözleşmesi Kesin Koruma Altında Olan Türler (EK II) kategorisinde 21 tür, Koruma Altında Olan Türler kategorisinde (EK III) ise 11 tür yer almaktadır (Çizelge 2). Phaselis’in amfibi ve sürüngenleri Türkiye’deki türlerin şimdilik yaklaşık %20’ni oluştururken ileriki yıllarda yapılan arazi çalışmalarıyla görülen tür sayısına daha da eklemeler olabilecektir. Bölgede yaşayan amfibi ve sürüngen türlerine ait bazı türlerin fotoğrafları, betimlemeleriyle birlikte aşağıda Şekil 14-20’de verilmiştir.
Bu türlerin genel özellikleri ve betimlenmesinde Baran ve Atatür 1998; Baran 1976, 1983, 2005; Baran ve Yılmaz 1984; Başoğlu ve Baran 1977, 1980, 1988; Başoğlu ve Özeti 1973, 1994; Demirsoy 1996b ve c; Öz vd. 1999; IUCN 2013; Özeti ve Yılmaz 1994; Sümbül vd. 2010; Yılmaz ve Öz 1984’den yararlanılmıştır.
IUCN:Uluslar arası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği
CR (Critical): Doğada neslinin tükenme riskinin aşırı derecede yüksek olduğu kabul edilir. Bir tür (Lyciasalamandra bilae- Beldibi Semenderi) dür.
EN (endangered): Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi çok büyük olan türler. Bu katagoride bir tür (Caretta caretta- Sini Kaplumbağası) vardır.
VU (vulnerable): (Hassas, zarar görebilir): Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan türler. Proje sahası ve yakın çevresinde bu kategoride yer alan bir tür (Testudo graeca-Tosbağa) dür.
(NT (near threatened): Şu anda tehlikede olmayan fakat yakın gelecekte VU, EN veya CR kategorisine girmeye aday olan türler. Bu kategoride üç tür (Elaphe quatuorlineata-Sarı yılan ve Blanus strauchi – Kör kertenkele, Chamaeleo chamaeleon-Bukalemun) vardır.
LC (least concern): (En düşük derecede tehdit altında):Yaygın bulunan türlerdir, proje sahası ve yakın çevresinde 20 tür dahildir.
BERN: Bern sözleşmesine göre:
Ek II: Mutlak koruma altında olan türlerdir ve buna 21tür dahildir.
EK III: koruma altında olan türlerdir ve bu gruba 11 ür girmektedir.
CITES (Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme) Bir tür bu gruba (Testudo graeca) girmektedir.
Bufo (Pseudepidalea) viridis (Laurenti,1768) Gece kurbağası
Bu türün vücut boyu 9 cm. kadardır. Vücudun sırt tarafı, baş üstü ve ayaklarda kenarları siyah çizgilerle çevrili yeşilin değişik tonlarında büyük parçalı lekeler vardır. Sırt tarafta, vücudun yanlarında kırmızı siğiller ve başın üstünde de kırmızılıklar bulunur. Vücudun alt tarafı kirli beyaz olup az lekeli veya lekesizdir. Kulak zarı barizdir ve derileri pürtüklüdür. Kuraklığa karşı en dayanıklı türler den biridir. Gececi bir tür olup geceleri beslenirler. Gündüzleri nemli olan taş altlarında, bahçelerde, açık arazilerde nemli ve serin olan deliklerde gizlenirler. Suya yakın olan nemli alanlarda, bahçelerde, açık taşlık alanlarda, 2700 m. yüksekliğe kadar görülebilirler. Üreme zamanında yumurtalarını suya bıraktıkları için su kenarlarında sıkça rastlanabilirler. 4600m. yüksekliklere kadar yayılış gösterirler. Besinlerini böcekler, solucan ve yumuşakçalar oluşturur. Yurdumuzda yayılış gösterdiği bütün alanlarda ürerler. Dişi göl, gölet, havuz, durgun sular ve yavaş akan sulara 10000-12000 kadar yumurtalarını bırakırlar.Türkiye’nin tüm bölgelerinde yayılış gösterir. Bu türe Antik Kent civarındaki nemli alanlarda da kolaylıkla rastlanabilir. Türkiye dışında; Kuzey Afrika, Akdeniz Ülkeleri, Orta ve Güney Avrupa ile Batı Asya’dan Moğolistan’a kadar yayılmıştır.
Testudo graeca Linnaeus, 1758 Tosbağa
Boyları 30 cm kadar olup karapaksı kubbeli bir yapıya sahiptir. Dişiler erkeklere göre daha küçüktür. Karapaksın üzerindeki keratin plaklar kahverengimsi, siyah, sarı ve gri tonlardadır. Alt tarafı plastron sarımsı olup siyah lekeli olabilir. Ergin bireylerin keratin plaklarının kenarları zamanla siyahlaşır. Genç bireylerde karapaks sarımsı ve açık yeşilimsi renktedir. Erkeklerin plastronu düz dişilerde ise arkaya doğru çukurdur. Arka bacakların femur bölgesinde bir çıkıntı bulunur. Kuyruk üstündeki plak tektir. Sonbaharda havalar soğumaya başladığı zaman kendilerini toprak içine gömerek kış uykusuna yatarlar. Taşlıklı kumlu arazilerde, bahçelerde, kısa çalılık ve otlu arazilerde yayılış gösterirler. Beslenmeleri bitkisel olup bu bitkilerin yaprakları, çiçekleri ve meyveleriyle beslenirler. Bazı zamanlarda hayvansal olarak beslenirler. Doğu Karadeniz dışında bütün Anadolu’da ürerler. Dişi 6-12 adet yumurtasını kumluk arazilerde kazabildiği toprağa bırakır. Yavrular iklim koşullarına göre yumurtadan 3-5 ay içinde çıkabilirler. Ülkemizde Doğu Karadeniz dışında bütün Anadolu’da dağılış gösterirler. Proje sahasında karasal habitat tipinde olup beslenmesine uygun bitkisel vejetasyonun olduğu her yerde rastlanılabilir. Türkiye dışında Güney Avrupa, Kuzey Afrika ve Güneybatı Asya ve İran’da yayılmıştır.
Laudakia (Agama) stellio (Linnaeus, 1758) Dikenli keler
Boyu yaklaşık 40 cm kadar olup sırt tarafı grimsi, siyahımsı kahverengi ve büyük sarı lekelidir. Karın tarafı kirli sarı veya sarımsı kahverengidir. Baş yassı ve üstü asimetrik plak ve pullarla örtülüdür. Sırt pullarından bazıları parlak mavi renklidir. Baş ve boyun yanlarında diken şeklinde pullar bulunur. Başının altındaki pullar karinalı karın tarafındakiler düzdür. Kuyruk pulları halkalar şeklindedir. Yaşam alanlarını genellikle kayalık alanlar oluşturur. Bunun yanında taştan örülmüş duvarlarda küçük taş yığınlarında, nadir olarak ağaca tırmanır ve toprak içindeki deliklerde yaşar. 1600-1700 m. yüksekliklere kadar yayılış gösterir. Halk arasındakoçmar olarak da bilinir. Genellikle böceklerle beslenirler. Bazen bitkiselde beslenirler. Dişiler 8-14 yumurta bırakırlar. Türkiye’de Batı, Orta, Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde görülür. Proje sahasında gerek Antik Kent içinde tarihi eserler üzerinde, gerekse yakın çevresindeki kayalıklar üzerinde güneşlenirlerken görülebilirler. Bunun yanında Kuzey Afrika, Güneydoğu Avrupa ve Güneybatı Asya’ya kadar yayılmıştır.
Lacerta trilineata Bedriaga, 1886 İri Yeşil Kertenkele
Vücut boyları yaklaşık 40-60 cm arasında olup ülkemizdeki en uzun kertenkelelerdendir. Kuyrukları vücudun 1,5 katından uzun olabilir. Genç bireylerin sırt tarafının rengi kahverengi ve boyuna 5 adet çizgi vardır. Bu renk ve çizgiler ergenliğe doğru kaybolmaya başlar. Çizgiler kaybolur ve rengi yeşil ve tonlarına değişir. Genellikle sarımsı yeşil renklerdedir. Vücut yanlarında siyahlıklarda vardır. Erkeklerin başının alt kısmı mavidir. Erkeklerin karın bölgesi yeşilimsi, sarımsı ve beyazımsı olabilir. Dişilerde pembemsi sarıdır. Bölgesel olarak sonbahar’da kış uykusuna yatarlar. Orman içlerinde, sık bitkili, taşlık, su ve dere kenarları, açık yamaçlar, vadiler, ağaçlıklı kayalık alanlar, çayırlar, makilikler, tarlalarda ve bahçe içlerinde yaşarlar. Yüksekliği 3000 metre kadar olabilen yerlerde bulunurlar. Genel olarak böcekler, örümcekler, solucan, küçük omurgasız ve yumuşak vücutlu hayvanları besin olarak alırlar. Yurdumuzda yayılış gösterdiği alanlarda ürerler.7-18 yumurta bırakırlar. Yılda iki kez üreyebilirler. Yumurtadan çıkan yavrular 70-90 günde ergin hale gelebilirler.
Yurdumuz’da; Trakya, Marmara, Ege, Batı Akdeniz, İç Anadolu’da ve diğer bölgelerimizdeki bazı İllerimiz de yayılış gösterirler. Proje sahasında Antik Kentteki tarihi eserler üzerinde, yakınlardaki kayalık ve ormanlık alanlarda görülebildiği gibi, beslenmek için gezinirken açıklıklarda da yoğun bir şekilde görülebilir. Zira Bostanlık Koyu yakınlarındaki açık orman içi alanda ve çalılıklarda çok sık görülmüşlerdir. Ülkemizin dışında; Adriatik Denizi kıyısından başlayarak Doğu ve Güney Avrupa, Batı Asya, Güneybatı İran, Suriye, İsrail ve Kafkasya’da yayılmıştır.
Anatololacerta danfordi (Günther, 1876) Toros kertenkelesi
Vücut uzunluğu yaklaşık 25cm kadardır. Üreme zamanında erkek bireylerin alt çenesi ve boyunun alt tarafı toraks kısmına kadar kırmızı ve nadiren mavimsi renktedir. Sırt tarafının rengi açık mavimsi yeşilden, açık kahverengiye ve gri’ye kadar değişir ve üzerinde kahverengi, siyah ve beyaz lekeler vardır. Karın kısmı açık ve siyah beneklidir. Genç bireylerde sırt kısmı yeşil, siyah ve kahverengi renkler daha belirgin olup vücut yanlarında mavi lekeler olabilir. Ormanlık, seyrek ağaçlık, çalılık, makilik gibi alanların olduğu taşlık, kayalık alanlarda olduğu gibi suya yakın alanlarda ve tarım arazilerinin olduğu alanlarda da görülürler. 1700 m. yüksekliklere kadar rastlanırlar. Phaselis Antik Kenti içerisinde tarihi eserler üzerinde, yakınlardaki kayalıklarda da sıklıkla görülebilirler. Genel olarak böceklerle beslendikleri gibi omurgasızlar ve örümcekleri de yerler. Üreme zamanında dişiler 3-8 yumurta bırakırlar. Güney ve batı Anadolu ile Ege Denizindeki bazı adalarda ve Göller Bölgesinde yayılmıştır.
Blanus strauchi(Badriaga,1884) Kör Kertenkele
Boyu 20cm kadar olabilir. Vücut genellikle mavimsi kahverengi ve kırmızımsı gridir. Dış görünüşü solucana benzer, başından itibaren bütün vücut boyunca dikdörtgen şeklindeki pulları segmentli(halkalı) bir yapı gibi görünür. Vücut yanlarında başın hemen arkasından başlayan kuyruğa kadar devam eden hafif girintili çizgimsi bir yapı görülür. Kuyruk kısa ve küt olup sivridir. Gözleri deri altında kalarak körelmiş siyah bir nokta gibi görünür. Taş altlarında, seyrek bitkili alanlar, çalılık alanlar ve seyrek ağaçlık alanlarda toprak içinde yaşarlar. Bu nedenle dışarıda görülmezler. Besinlerini böcekler ve larvaları oluşturur. Yurdumuzda ürerler.Dişi en fazla 2 yumurta bırakır.Türkiye’de Batı Anadolu’nun Güneyi, Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yayılış gösterir. Türkiye dışında bazı Ege Denizi adalarında, Suriye ve Kuzey Irakta yayılmıştır.
Natrix Natrix (Linnaeus, 1758) Yarı sucul su yılanı
Vücut boyu yaklaşık 150cm ye kadar ulaşabilir. Sırt tarafı ve yanları grimsi kahverengi olup dağınık halde vücudun tamamında enine birbirlerine paralel siyah lekeler bulunur. Sırt pulları karinalıdır. Yine sırtında boyuna iki tane açık renkli çizgi bulunur. Başın hemen arkasında sağ ve sol tarafında yarım ay şeklinde sarı bir leke vardır. Alt tarafı beyaz olup yoğun seyrek olarak düzensiz siyah lekelidir. Predatörleri kuşlar ve memelilerdir.Sulak alanlar, dereler, küçük akarsu ve durgun su birikintilerinde ve çayırlıklarda yayılış gösterirler. Genellikle amfibilerle beslendikleri gibi kemiriciler ve balıklarla bazen de sudaki böceklerle beslenirler. Yurdumuzun tamamında ürerler.Dişi 6-13 yumurta bırakır. Güneydoğu Anadolu bölgesi hariç bütün Türkiye’de yayılış gösterirler. Antik Kentik yakınlarında yer alan ve ilerideki çalışmalarla yeniden canlandırılması düşünülen Phaselis Göleti içinde ve yakın çevresinde görülebilir. Ülkemizin dışında Avrupa, Ortadoğu, Kuzeybatı Afrika ve Asya’ya kadar yayılmıştır.
Diğer taraftan, daha önceki yıllarda tarfımızdan Bostanlık Koyu Kumsalı’nda çıkış gerçekleştirdiği gözlenen Caretta caretta (Deniz Kaplumbağası) türünün, bu dönemdeki çalışmalarda da çıkışlarını sürdürdüğü gözlemlenmiştir. Ayrıca yapılan yuvalardan bazılarının köpekler ve domuzlar tarafından kazılıp, yumurtaların tahrip edildiği görülmüştür. Yuva yapılan kumsalın genel görünümü (Şekil 21), sahada tespit edilen yuvaların bazılarının yerleri ve koordinatları (Şekil 22-25) ile bu yuvaların predasyon sonrası görünümlerine ait fotoğraflar (Şekil 26-29) aşağıda verilmiştir.
Bunun yanında kumsalın özellikle gündüz saatlerinde insan kullanımına açık olması nedeniyle yoğun bir kalabalık söz konusudur. Bu durumda gündüz insanlar gece kaplumbağalar tarafından kullanılan kumsalda insanın istekleriyle, kaplumbağaların yaşam döngüsü nedeniyle yapmaya mecbur oldukları faaliyetler çakışmaktadır. Çoğu zaman kumsalda araç izlerine bile rastlanmaktadır (Şekil 30-31). Yine yoğun insan kullanımı ve umursamazlık nedeniyle kumsalda bırakılan çöpler görüntü kirliliği ve çevre kirliliği oluşturmanın da ötesinde kaplumbalar için de tehlike oluşturmaktadır (Şekil 32). Özellikle poşetlerin ve pet şişelerin denizde yumuşakçalara benzeyen görünümleri nedeniyle deniz kaplumbaları tarafından besin zannedilerek tüketildikleri, bunun neticesinde ölümle sonuçlanabilecek olaylarla karşılaşıldığı bilinmektedir.
Yapılan literatür taramalarına göre; Bostanlık Koyu Kumsalı için deniz kaplumbağaları ile ilgili herhangi bir bilimsel çalışmaya rastlanmamıştır. Bu bakımdan bu çalışma bu kapsamda bir ilk olabilir. Ancak gerek kumsalın durumunun, gerekse deniz kaplumbağası popülasyonunun özelliklerinin ortaya konulabilmesi için çok daha detaylı bir çalışmaya ihtiyaç vardır. Bu nedenle 2015 yılı için Mayıs-Ekim ayları arasında (üreme sezonuna uygun olarak) geniş çaplı bir çalışma yapılarak (Yüksek Lisans Projesi kapsamında) kumsaldaki durumun ve popülasyon ile ilgili değerlendirmelerin yapılması düşünülmektedir. Bunun için deniz kaplumbağalarına ait tanıtıcı bilgilerin aşağıda verilmesi uygun bulunmuştur.
Akdeniz Bölgesindeki resmi olarak kabul edilmiş 20 Deniz Kaplumbağası Üreme ve Yuvalama Alanları’ndan (batıdan doğuya: Ekincik, Dalyan, Dalaman-Sarıgerme, Fethiye-Çalış, Patara “Muğla”, Kale, Kumluca, Olympos-Çıralı, Tekirova, Belek, Kızılot, Demirtaş, Gazipaşa “Antalya”, Anamur, Göksu Deltası, Alata, Kazanlı “Mersin”, Akyatan, Yumurtalık “Adana” ve Samandağ “Hatay”) ve Demirtaş Kumsalı’dır.
Dünyada varlığı kabul edilen 8 tür deniz kaplumbağasından 5 tür daha önce yapılan çalışmalarda Akdeniz Havzası içinde tespit edilmiştir. Deniz kaplumbağalarının korunması ilk olarak 1986 yılında Türkiye’nin gündemine girmiştir. 1986 yılında yapılan Bern Sözleşmesi Daimi Komitesi Türkiye’de Köyceğiz-Dalyan Kumsalı’nın korunması konusunda tavsiye kararı almıştır. Nitekim ülkemiz yine aynı yıl, nesli tükenmekte olan türlerin korunmasını amaçlayan Barcelona Sözleşmesine imza atmıştır. Akdeniz Havzası içerisinde ülkemiz kumsallarına da yuva yaptığı tespit edilen Caretta caretta ve Chelonia mydastürleri IUCN tarafından hazırlanan “Dünyada tehlike altında olan hayvan ve bitkilere ait Avrupa Listesi’nde (Red List), nesli tehdit altında olan türler olarak tanımlanmaktadırlar.
Bilimsel birçok çalışmaya göre; Dünyada yaşayan sekiz tür deniz kaplumbağasından beşinin Akdeniz sahillerinde yuva yaptığı bilinmektedir (Mrosovsky, 1983; Groombridge, 1988). Bu türlerden sadece ikisinin (Caretta caretta ve Chelonia mydas) Akdeniz’in Türkiye sahillerinde yuva yaptıkları belirtilmektedir (Hathaway, 1972; Başoğlu, 1973; Geldiay ve Koray, 1982; Sella 1982; Geldiay, 1983,1984; Groombridge, 1988, 1990; Baran ve Kasparek, 1989; Baran, 1990; Yerli, 1990; Canbolat, 1991,1997,1999; Baran ve ark., 1992; Kaska,1993; Lutz ve Musick 1997). Akdeniz’de yayılış gösteren diğer üç türün (Dermochelys coriacea, Lepidochelys kempi ve Eretmochelys imbricata) ise henüz Türkiye sahillerinde yuva yaptıkları tespit edilememiştir (Yerli ve Demirayak, 1996). Uluslararası Doğal Hayatı Koruma Birliği (IUCN) tarafından yayınlanan kırmızı listede, Türkiye’nin Akdeniz sahillerinde düzenli olarak yuva yapan türlerden Chelonia mydas “nesli tehlikede”, Caretta caretta ise “tehdit altında” olan türler arasında gösterilmiştir (IUCN, 1988).
Akdeniz Havzası içerisinde günümüze kadar yapılan çalışmalar neticesinde, Caretta caretta türlerine ait en önemli yuvalama alanlarının Türkiye ve Yunanistan’da bulunduğu ortaya konulmuştur (Baran & Kasparek, 1989; Margaritoulis, 2000). Bunu daha az sayıda potansiyele sahip olan Kıbrıs (Broderick & Godley, 1996), Mısır (Kasparek, 1993; Clarke et al., 2000), Libya (Laurent, et al., 1995), Tunus (Laurent et al., 1990), İsrail (Kuller, 1999), Suriye (Kasparek, 1995) ve Lübnan (Newburry et al., 2002) takip etmektedir.
Akdeniz Havzası içerisinde yuva yaptığı tespit edilen bir başka deniz kaplumbağası türü olan Chelonia mydas’ın yuvalama alanlarını ise Türkiye, Kıbrıs, İsrail, Mısır ve Lübnan (Baran & Kasparek, 1989; Durmuş, 1998; Broderick & Godley, 1996; Kasparek et al., 2001) teşkil etmektedir.
Caretta caretta ve Chelonia mydas türlerinin ülkemiz kıyılarında yuva yaptığına dair ilk çalışma 1972’de Hataway tarafından yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda Başoğlu (1973) ve Başoğlu & Baran (1982) İzmir, Köyceğiz ve Fethiye’de bulunan Caretta caretta türüne ait karapaks plakları hakkında bilgiler sunmuşlardır. Geldiay et al (1982) ve Geldiay (1983) Dalyan, Belek, Side ve Alanya’da yoğunlaşan çalışmalarında Türkiye’nin Akdeniz kıyılarındaki deniz kaplumbağası populasyonları ve koruma tedbirleri üzerinde durmuşlardır. Ancak bu çalışmalar bölgelerin aralıklarla ziyaret edilmesi şeklinde gerçekleştirildiği için daha sonra yapılan çalışmaların sonuçları ile kıyaslama yapma olanağı verememektedir.
Ülkemizde deniz kaplumbağaları ile ilgili ilk detaylı çalışma 1988 yılında WWF destekli proje ile yürütülmüş ve bu çalışma neticesinde 13 tanesi 1. derece önemli (Dalyan, Dalaman, Fethiye, Patara, Kumluca, Belek, Kızılot, Demirtaş, Gazipaşa, Göksu Deltası, Kazanlı, Akyatan, Samandağ), 4 tanesi de 2. derece önemli (Ekincik, Kale, Tekirova, Anamur) sayılan deniz kaplumbağalarının yuva yaptığı 17 kumsal tespit edilmiştir (Baran & Kasparek, 1989).
Baran et al (1991) Kazanlı Kumsalı’nda yuva yapan Chelonia mydas popülasyonu ve bölgede alınması gereken tedbirler üzerinde durmuşlardır. Yine Baran et al (1992) Dalyan, Patara, Kumluca, Kızılot, Anamur ve Kazanlı Kumsalları’nda Mayıs-Eylül; Belek, Demirtaş, Gazipaşa ve Göksu Deltası’nda ise kısa süreli gözlemlerle stok tespit çalışmaları yapmışlardır. Yerli (1990) Patara Kumsalı’nda yuva yapan deniz kaplumbağaları üzerine incelemeler yapmıştır. Canbolat (1991) Dalyan Kumsalı’nda yuva yapan Caretta caretta popülasyonunun biyolojisi ve ekolojisi üzerine incelemelerde bulunmuştur.
Caretta caretta (Linnaeus, 1758) Deniz Kaplumbağası
Deniz kaplumbağalarının genel özellikleri dikkate alındığında; ülkemiz kıyılarında sıklıkla yuva yapan ve gruba adını veren deniz kaplumbağası Caretta caretta (Linnaeus, 1758) (Deniz kaplumbağası) türüdür. Deniz kaplumbağalarının sadece ergin dişileri üreme sezonunda yuva yapmak amacıyla kumsala çıkar, erkek bireyler ise kumsala çıkmadan hayatlarını denizde geçirirler. Dişi kaplumbağalar 2-4 yılda bir yumurta bırakırlar. Türkiye de yuvalama dönemleri Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Kumsala çıkan dişilerin tamamı yumurta bırakmazlar. Bunun iki türlü nedeni olabilir; dişinin insan, predatör veya çevresel faktörler tarafından rahatsız edilmesi veya uygun yuvalama alanı bulamamasıdır. Yuva yapmaya çıkan kaplumbağaların karapaksları üzerinde ektoparazit olan Balanus sp. veLepas sp.bulunabilir (Öz ve ark 2001, 2002 ve 2004) (Şekil 33).
Ergin bireylerde karapaks (sırt kabuğu) oval şekilli ve arkaya doğru daralmıştır. Ortalama olarak 70-75 cm boyunda ve de 50-55 cm genişliğindedir. Baş oldukça büyük ve morfolojik olarak üçgene benzer (Şekil 33). Ancak bu büyüklük büyük beyine sahip olduklarını göstermez, aksine kafatasındaki boşluk çeneleri kapsayan kaslar tarafından kullanılır. Pasifik ve Hint okyanuslarında yaşar. Genel renklenme dorsalde kırmızımsı kahverengi, ventralde kremsi sarı renklidir. C. mydas türünden sağlam bir kabuk yapısı, gözleri ile burun delikleri arasında kalmış iki çift prefrontal plak ve costaale sayısının 5 çift olmasıyla kolayca ayırt edilebilir. Karapaksta beş çift kostal plak, plastronda karapaksla bağlantılı ve geniş üç çift inframarginal plak, her bir üyede iki tırnak ve kahverengimsi kırmızı renklenme karakteristik özellikleridir.
Yumurta bırakmak için dişi birey, yumurtlayacağı kumsala hava karardıktan sonra çıkar. Dişinin kumsala çıkışı kumsaldaki izlerden de anlaşılabilir (Şekil 34). Önce vücudunu gizleyeceği bir gövde çukuru, sonra yumurta çukuru açarak yumurtalarını bırakmaktadır. Genelde yumurta sayısı 70-150 adet olmakla birlikte, aynı türün bireylerine göre farklılık göstermektedir. Yumurtalarını bıraktıktan sonra ergin dişi, yuvasını kapatıp bir gövde çukuru bırakarak tekrar denize döner. Ergin dişinin yuvalama süresi 1-2 saati bulabilmektedir. Yumurtaları genellikle küresel, beyaz, yumuşak, mukus kaplı ve ping pong topu büyüklüğündedir (yaklaşık 40 mm çapında ve 40 gr ağırlığında). Ayrıca yumurtalar arasında küçük, oval şekilli veya ikili yumurtalara da rastlanılabilir. Bir yuvaya bırakılan yumurta sayısı değişken olmakla birlikte ortalama 70-80 civarıdır. Kuluçka süresi ise 1.5 – 2 aydır. Predatörler tarafından tahrip edilmemiş, bozulmamış yumurtalardan yaklaşık 2 ay sonra yavrular çıkar. Yuvadan çıkan yavruların bir kısmı denize ulaşırken bir kısmı predatörler tarafından denize ulaşmadan tahrip edilirler. Denize ulaşan yavruların bir kısmı da buradaki predatörler olan yırtıcı balıklar ile ergin kaplumbağalar tarafından tahrip edilirler. Yavrudan ergin döneme gelene kadar beslenme alanlarına göç ederler. Erginlik dönemlerinde ise beslenme ve yuvalama alanları arasında göçler söz konusudur. Ergin bireylerin kaç yıl yaşadıkları konusunda değişik görüşler (30-50 yıl) mevcuttur (Öz ve ark 2011).
Ergin erkekler dişilerden daha uzun kuyruğa, daha uzun ve geriye kıvrılmış tırnaklara sahiptir. Ergin öncesi formlarında morfolojik olarak eşeysel ayrım mümkün değildir. Ama erginlerde eşeysel dimorfizm görülür.
Yavru ve genç Caretta caretta bireyleri yüzeyde akıntı çizgilerinde toplanan makroplanktonlarla beslenirler. Ergin bireyler özellikle yumuşakçalarla (Molusca) beslenmeyi tercih ederler. Etoburdurlar ve sünger, denizanası, at nalı yengeçleri ile istiridyeleri de yerler. Geniş bir kafa, oldukça gelişmiş çene kasları ve kuvvetli gagaları sayesinde avlarını kolayca parçalarlar.
Esaret altında yetiştirilen deniz kaplumbağaların 6-7 yıl içersinde eşeysel olgunluğa ulaşacağı tahmin edilmektedir (Caldwell 1962). Özgür olanların ise Mendonca (1981)’ ya göre 10-15 yıl; Zug et al.(1983)’e göre 14-19 yıl; Frazer(1983)’e göre 22 yıl; Frazer ve Ehrhart (1985)‘a göre eğrilerden elde edilen bilgilere dayanarak 12-30 yıl olarak tahmin edilmektedir.
Deniz kaplubağalarının çiftleşmesi yuvalama başlangıcından birkaç hafta önce yuvalama kumsalı yakınları veya özel toplanma alanlarında meydana gelebilir. Birbirine sıkıca sarılmış çiftlerin çoğunlukla suyun yüzeyinde kopulasyonu gerçekleştirmesiyle birlikte su altında da birleşmeler rapor (Limpus 1985, Dodd1988) edilmiştir. Dişi bireylerin kumsala çıkışlarının bazıları yuva ile sonuçlanabileceği (yuvalı çıkış-yuva) gibi, bazıları da yuva ile sonuçlanmayabilir (yuvasız çıkış- yalancı çıkış). Bu tip çıkışların değerlendirilmesi kumsalın yuvalama açısından uygunluğu ve çevresel faktörler açısından önemli ipuçları verebilir. Deniz kaplumbağaları aynı yuvalama sezonunda birden fazla yuvalama yapabilirler. Aynı sezonda iki yuvalama arasında geçen zaman yaklaşık iki haftadır. Ayrıca, deniz kaplumbağaları genel olarak 2-3 yılda bir yuvalama yaparlar.
Gerek kuluçka, gerekse yavru döneminde ciddi predasyon riskleri söz konusudur. Bazı kumsallarda tilki, köpek, domuz, kum yengeçleri vb., predatörler yumurtaları ve yavruları tahrip etmektedir. Bunun yanında rüzgar erozyonu, dalga erozyonu, kum alımı, araç trafiği, tatilcilerin faaliyetleri, kum yığılmaları vb. faktörler kuluçka döneminde yuvaların tahribatına neden olabilecek diğer faktörlerdir. Martılar ise özellikle yavruları avlamaları nedeniyle kuluçka sonrası predasyon faktörü olarak etkindirler.
Kuluçka başarısı ve hayatta kalma oranlarına, dolayısıyla populasyonun başarısına etki eden faktörler bölgesel ve zamansal olarak değiklik gösterir. Doğal faktörler (aşırı yağmurlar, rüzgar erozyonu, dalga erozyonu, sıcaklık farkları gibi baskın çevresel faktörler ile besin miktarı ve kalitesi) ve antropojenik etkiler (turizm faaliyetleri, kum alımı ve kusal yapısının kalıcı olarak değiştirlmesi vb.) popülasyonun başarısını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardır. Bunun yanında bu durumu; kumun kimyasal yapısı, nem, sıcaklık, gaz değişimi, predatörler başarıyı doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilir. Yumurtlama sahillerindeki insan varlığı, ışık kaynakları, yuvalama yapmak için denize çıkmış dişiyi rahatsız eder ve denize dönmelerine sebep olabilir (Dodd, 1988). Bu durum turizm bölgelerinde en önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yavrular zaten esnek olan yumurta kabuklarını yırttıktan sonra karapakslarının düzelmesi için yuva içinde 20-26 saate kadar hareketsiz kalırlar. Yuvayı terk etme ise yumurtadan çıktıktan 1-7 gün (ortalama 3 gün kadar) sonra yavruların yüzeye doğru tırmanmalarıyla gerçekleşir (Demmer, 1981 ve Miller, 1982’ye göre Dodd, 1988). Yavruların yuvadan çıkışları çoğunlukla kum yüzey sıcaklığının düştüğü gece saatlerinde meydana gelir. Yuvadaki bütün yavrular aynı zamanda çıkmayabilir. Bu durumda takip eden gecelerde de gruplar halinde yavru çıkışı devam eder. Yavruların çıkışı kumsaldaki izlerden de takip edilebilir (Şekil 35). Yuvadan çıkmış yavrular ufuk aydınlığını ve yıldızlar ile varsa ayın deniz üzerinde oluşturduğu akisleri kullanarak denize doğru yönlenirler (Şekil 36). Bu durumda plaj gerisinde olan bir ışık yavruların yönlerini şaşırmasına ve de ölümlerine neden olabilir. Denize ulaşan yavrular “yüzme çılgınlığı” denen ve yaklaşık 20 saat süren bir dönemde durmaksızın yüzerler (Salmon ve Wyneken, 1987).
Denize ulaşan her yavru yaşayıp, yetişkinliğe ulaşamaz. Bu oranın yaklaşık olarak %1 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Özellikle yavru ölümlerinin yuvadan çıkıştan sonra kumsalda ve yüzmenin ilk birkaç gününde fazla olduğu kabul edilir. Yengeçler, tilkiler, köpekler, yakın kıyı balıkları ve köpek balıkları en önemli predatörleridir. Yavrular kumsal ışıklandırmaları ile yanlış yönlendirmeler sonucu ölebilir. Deniz yerine otel vb. ışıklara yönelen yavrular denize ulaşamayıp kuruyarak ölebilmektedirler (Şekil 37). Tenha kumsallardaki en önemli sorunlardan biri ise predasyondur. Predatörler gerek yuvaları kazıp yumurtaları tahrip etmekte, gerekse yavruları yemektedirler (Şekil 38). Hastalık, şiddetli açlık ve hipotermi ile gelişen soğuk sersemliği ölümlere sebep olabilmektedir. Sanayi atıkları, katran, yağ atığı, plastik atıklarının yutulmasından da ölümler meydana gelmektedir. Ayrıca bot çarpması, bilinçli olarak insanlar tarafından avlanmaları ve çeşitli ağlara takılmaları sonucu ölümler de gerçekleşmektedir. Yine çeşitli nedenlerle (kumsala araçla giriş, plajda yuva üzerine şezlong konulması, kum erozyonu ve yığılma vb.) yavrular yuva içerisinde sıkışabilmektedirler (Şekil 39).
Bir şekilde yaşamını sürdüren ve yetişkinliğine ulaşan bireyler okyanuslara ulaşabilirler. Açık okyanuslarda deniz kaplumbağaları güçlü akıntılara maruz kalır. Özellikle de kafalarını suyun üstüne sadece birkaç santim çıkarabilir. Bu kadar engele rağmen deniz kaplumbağaları binlerce kilometre göç ederek doğdukları kumsallara geri dönerler. Yön bulma duygularının bu kadar gelişmiş olmasında deniz kaplumbağalarının manyetik dalgaları algılayabilmesinin rolü olduğu düşünülmektedir.
Deniz kaplumbağalarının beslenme alanlarından yuvalama bölgelerine olan çok uzun mesafeli göçü hayvanlar aleminin en ilginç göçlerindendir. Erişkin dişilerin kendi doğdukları bölgelere göç etmeleri ise daha da dikkat çekicidir. Bu göçün yuvadan ilk çıkışla başladığını biliyoruz. Atlantik okyanusu ve Karayib Denizi’nde birçok yavru körfez akıntılarına kapılır. Burada genç kaplumbağalar yeterince besin ve az sayıda predatör ile yüz yüzedirler. Genç bireyler birkaç yıllarını kıyı yakınlarında geçirirler. Yetişkin kaplumbağaların üreme dönemi dışında yaşamlarını sürdürdükleri bölge Atlantik Okyanusu orta sularıdır. Çiftleşme döneminde dişi ve erkek bireyler kumsallara doğru uzun göçlerine başlarlar. Bu süreçte popülasyonlar Atlantik Okyanusu, Hint Okyanusu, Pasifik Okyanusu’nda gözlemlenmiştir.
Tüm bu bilgi ve veriler ışığında önümüzdeki yıllarda yapılacak çalışmalarla Bostanlık Koyu Kumsalı’nın durumunun ortaya konulabileceği düşünülmektedir.
2.2.2. Kuşlar
Türkiye Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında köprü konumunda olması nedeniyle, hayvan türleri ve özellikle kuşlar için çok önemli yaşamsal bir ekosistem bütünlüğü oluşturmaktadır. Sahip olduğu sulak alan, orman, mera ve bozkır özelliğindeki ekosistem zenginliği kuş türleri için önemli yaşam alanlarıdır. Avrupa’nın farklı ülkelerinde üreyen kuş türleri bir yandan Anadolu’nun ılıman güney bölgelerinde kışlarken, diğer yandan önemli sayıdaki kuş türü göçleri sırasında başta İstanbul Boğazı olmak üzere Marmara Bölgesi’nde, doğuda ise Kafkasya’dan Artvin, Borçka ve Çoruh vadisini izleyerek güney bölgelerine ve özellikle binlerce kuş Hatay, Belen üzerinden Afrika’ya yol alır. Ayrıca, başta bıldırcın olmak üzere kuzeyden Karadeniz’i aşıp Anadolu’ya geçen kuş türleri Anadolu’nun kuzey bölgelerinden başlayarak cephe göçü yapar. Bu ve diğer tüm göçmen türler için göç esnasında kullanacakları enerjinin kaynağı olan ve belirli süre dinlendikleri konaklama alanları büyük önem taşımaktadır. Göçmen kuşlar, ilkbahar ve sonbahar göç dönemlerinde zamanlarının büyük kısmını bu konaklama alanlarında geçirirler. Anadolu’nun iklimsel ve topoğrafik yapısı da canlı çeşitliliğinin artışında en önemli etkenlerdendir. Türkiye güney- kuzey ve kuzey-güney göç hattının üzerindedir. Kuşlar Anadolu’dan Afrika’ya veya Afrika’dan Anadolu’ya iki yol üzerinden geçiş yapmaktadır. Bu geçişler genel olarak Hatay üzerinden gerçekleşir. Anadolu’ya Hatay üzerinden giriş yapan kuşlar daha sonra Avrupa ve Rusya’ya boğazlar ve Doğu Karadeniz ana göç yollarını kullanarak geçiş yapmaktadırlar. Sonbahar göç döneminde ise bu güzergahın tersi durum söz konusudur (Şekil 40). Bu anlamda proje sahası bu ana göç güzergahları üzerinde veya yakınında yer almamaktadır.
Bu çalışmada Phaselis çevresinde yapılan arazideki çalışmalarımız ile geçmiş dönemlerde yürütülen gözlem ve araştırmalarda elde edilen bilimsel verilerden de yararlanılmıştır. Yapılan gözlem, inceleme ve değerlendirme sonucunda çalışma alanı ve yakın çevresinde Non-passeres’ten 23 familyaya ait 60 tür, Passerres grubundan 19 familyaya ait 62 tür olmak üzere 42 familyaya ait 122 tür saptanmıştır. Bu türlerden 43’ü yerli (Y), 53’ü yaz göçmeni (YG), 16’sı kış göçmeni (KG), 10’u transit göçer (T)’dir. (Çizelge 3). Bölgede yayılış gösteren türlerden 10 tür, Türkiye Kuşları Kırmızı Listesi’nde (RDB) A1.2 ve 1 tür B.2 kriterinde olup, bu kriterde yer alan türlerin nüfusları Türkiye genelinde çok azalmıştır. İzlendikleri bölgelerde 1 birey-10 çift(=1-20 birey) ile temsil edilirler. Bu türlerin soyu büyük ölçüde tükenme tehdidi altında olduğu için, Türkiye genelinde mutlaka korunmaları gereken türlerdir. Ayrıca 32 tür A.2 kriterindedir. Tükenme baskısı günümüzdeki gibi devam ederse mutlak tükenmeyle karşı karşıya kalacak olan türlerdir.
Proje sahası ve yakın çevresindeki kuş türlerinin bilimsel ve Türkçe isimleri, ulusal ve uluslar arası koruma statüleri ile sahadaki biyolojik statüleri (Yerli, göçmen vb) değerlendirilmiş, her bir kuş türünün koruma statüleri; Kiziroğlu (2008)’na göre Türkiye Kuşları Red Data Book (RDB- Kırmızı Liste)- Uluslar arası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği Statüleri (IUCN), Bern sözleşmesi (BERN) ve statülerine göre değerlendirilerek Çizelge 3’de, bazı türlere ait fotoğraflar Şekil 41-54’te verilmiştir.
Türlerin özellikleri verilirken ve betimlemeleri yapılırken Anonim 2013a; Aslan vd. 2004, 2005; Çevik vd. 2003, 2005 ve 2010; Erdoğan vd. 2001, 2002, 2003 ve 2008; Heinzel vd. 2001; IUCN 2006, 2013; Karaardıç ve Erdoğan 2009; Kiziroğlu 2001, 2008 ve 2009; Kiziroğlu vd. 1992, 1993; Sümbül vd. 2010; Svensson vd. 2010’dan yararlanılmıştır.
Ixobrychus minutus (Linnaeus, 1766) Cüce balaban
Boyu 33-38 cm kanat boyu ise 49-58 cm arasındadır. Erkek ve dişi farklı görünüşte olup üreme formu yoktur. Balıkçıllar içerisinde en küçükleridir. Gagası uzun olup zıpkın gibidir. Üst gaganın üstü siyah alt tarafı ve alt gaga sarıdır.Balıkçılların en küçüğüdür. Kafa üstü gaganın dibinden başlayarak enseye kadar giden şerit şeklinde siyahtır. Erkeklerde sırt, kuyruk üstü, el ve kol uçma tüyleri siyahtır. Omuz tüyleri beyazımsı sarı, boyun, başın yanları, göğüs ve karın grimsi sarıdır. Dişiler ise farklı olarak ense, gerdan, karın, sırt, kuyruk üstü, el ve kol uçma tüyleri kahverengi, ense ve karın yanları sarımsı kahverengidir. Gerdan ve karın altı beyaz olup şerit şeklinde sarı çizgilidir. Genellikle hareketsiz bekleyerek kendilerini fark ettirmezler. Bu şekilde kamufle olurlar. Balık, amfibi, böcek, yumuşakçalar ve kabuklular ile beslenirler. Sazlıklarda, bitki örtüsünün yoğun olduğu bataklıklarda ve tatlı su kenarlarında yaşarlar. Akdeniz, Doğu Karadeniz ve Batı Anadolu’nun bazı bölümlerinde kuluçkaya yatarlar. 6-7 adet yumurta bırakırlar, kuluçka süreleri 16-19 gündür. Ülkemize yazın gelirler. Proje sahasında Phaselis Göleti civarında sazlık alanlarda görülürler. Ülkemizde Marmara, Ege, Akdeniz, Doğu Karadeniz ve İç Anadolu’da bulunur. Türkiye dışında Kuzey Avrupa hariç bütün Avrupa’da, Asya’da, İran, Suriye, Irak, Mısır ve Orta ve Güney Afrika’da yayılış gösterir. Koruma altında olan türdür. Avlanılması yasaktır.
Ardea cinerea (Linnaeaus 1758) Gri balıkçıl
Boyu 85-105 cm, kanat açıklığı 155-175 cm arasındadır. Erkek ile dişi aynı görünüşte olup üreme formu yoktur. Bacakları ve boynu uzun olup zıpkın gibi turuncu bir gagaya sahiptir. Bacakları grimsi turuncu dur. Gözün üst kısmından başlayıp arkaya doğru sarkan siyah tüyleri vardır. Boyun beyaz ve boynunun orta yerinden başlayan boyuna siyah noktalıdır. Bunun dışında başın tamamı ve boyun beyazdır. Sırt, kanat ve kuyruk üstü kurşuni gri ve uçma telekleri koyu gri ve siyahtır. Karnın yanları siyah bantlı gerdan, göğüs, karın ve kuyruk altı grimsi beyazdır. Bataklıklarda, sığ sularda, göl ve deniz kıyılarında bulunur. Genel olarak ağaçlarda ve sazlıklarda yuvalarını yaparlar. Besinleri balıklar, amfibiler ve böceklerden oluşur. Bölgede yıl boyunca görülür ve üremektedirler. Akdeniz Bölgesinde, Doğu Karadeniz, Marmara ve Ege Bölgesinde kuluçkaya yatarlar. 4-5 yumurta bırakırlar. Kuluçka süreleri 25-28 gündür. Yavruları 8-9 hafta sonra uçacak düzeye gelirler. Yerli ve kış göçmenidir. Türkiye’nin her tarafında sahillerde, göllerde, akarsu kenarlarında ve bataklık alanlar da görülür. Proje sahasında Phaselis Göleti civarında orta ölçekli gruplar halinde (20-25 çift birey) görülebilir ve bu alanda üremektedir. Kuzey Rusya hariç tüm Avrupa’da ve Akdeniz sahillerinde yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre koruma altında olan bir türdür. Avlanılması yıl boyunca yasaktır.
Anas platyrhynchos (Linnaeaus 1758) Yeşilbaş Ördek
Boyu 50-60cm kanat açıklığı 81-95cm arasındadır. Erkek ve dişi farklı görünüşe sahip olup üreme formu yoktur. Yaygın olan bir ördek türüdür. Erkeklerin kafası yeşilimsi siyah gagası, yeşilimsi sarı ve üst gagasının ucunda boyuna siyah bir bant vardır. Gerdan ve kursak kahverengidir. Boyun ve kursağı birbirinden ayıran ince beyaz bir halka bulunur. Sırt ve kanat üstü grimsi siyah, kuyruk üstü siyah ve iki tane öne doğru kıvrılmış siyah bir tüy bulunur. Kanat üstü grimsi siyah, kol uçma tüyleri metalik mavi olup dip uç kısımları boyuna beyaz bantlıdır. Karın bölgesi gri, kuyruk altı siyahtır. Ayaklar kiremit kırmızısı ve turuncu renktedir. Dişi boz renkte olup yani kahverengimsi zemin üzerine boyuna koyu kahverengili çizgiler mevcuttur. Kanadında ki mavi-yeşilimsi ayna ile tanınır. Doğal ortamlar dışında 29 yıl yaşadığı saptanmıştır. Genel olarak bütün sulak alanlarda yaşar. Yapay olarak oluşturulmuş küçük göletlerde de evcil olarak beslenmektedir. Çeşitli bitkiler, yosunlar ve hayvansal besinler ile beslenirler. Tüm Yurdumuzda üremektedir. 7-11 yumurta bırakır ve kuluçka süresi 24-32 gündür. Yavrular 8 haftada uçma durumuna gelirler. Yerli ve yaz göçmenidir. Tüm Türkiye de bulunur. Bu tür Phaselis Antik kenti yakınlarında bulunan ve ilerideki çalışmalarda yeniden canlandırılması düşünülen Phaselis Göletinde görülebilir. Avrupa’nın tamamında Hazar Denizi’nin batısı ve Akdeniz sahil şeridinde yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre koruma altında olan bir türdür. Avlanılmasana belli dönemlerde izin verilir.
Gallinula chloropus (Linnaeaus 1758) Yeşilayak Sutavuğu
Boyu 27-31 cm arasındadır. Erkek ve dişi aynı görünüşe sahip olup üreme formu yoktur. Gaganın uç kısmı sarı dip kısmına doğru 2/3 lük kısmı kırmızı renktedir. Vücudun tamamı siyah kuyruk altı beyaz ve karnın yan taraflarında beyazlıklar vardır. Ayakları yeşil dip kısmında ayağı çevreleyen kırmızı bir şerit vardır. Göllerde, tatlı su kenarlarında, sazlıklarda, bitki örtüsünün yoğun olduğu derelerde ve sulak olan çayırlık alanlarda yaşar. Çeşitli bitkiler, yosunlar ve hayvansal besinler ile beslenirler. Orta ve Doğu Karadeniz’in bir kısmı, Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu’nun Güneyi ve Doğu Anadolu Bölgesinin bazı bölümlerinde kuluçkaya yatar. 5-11 yumurta bırakır ve kuluçka süresi 17-24 gündür. Yavruları 35 gün sonra uçacak büyüklüğe ulaşır. Yerli türümüzdür. Türkiye’de Orta ve Doğu Karadeniz’in bir kısmı, Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu’nun güneyi ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin bazı bölümlerinde görülür. Bu tür Phaselis Antik kenti yakınlarında bulunan ve ilerideki çalışmalarda yeniden canlandırılması düşünülen Phaselis Göletinde görülebilir. Türkiye dışında İskandinavya ve Rusya’nın kuzeyi hariç tüm Avrupa’da Rusya, Kuzey Afrika, Ortadoğu, Batı Asya, Hindistan, Çin ve Japonya’da yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre koruma altında olan bir türdür. Avlanılması yıl boyunca yasaktır.
Accipiter nisus (Linnaeus,1758) Atmaca
Erkeğin boyu 29-34 cm, kanat açıklığı 58-65 cm, dişinin boyu 35-41 cm, kanat açıklığı 67-80 cm arasındadır. Erkek ve dişinin görünüşü farklıdır. Üreme formu yoktur. Erkeğin baş, sırt, kanat ve kuyruk üstü gridir. Alt taraf ise gövde ve kanat altı enine kızılımsı kahverengi bantlıdır. Kuyruk altı gri olup enine parçalı siyah banlıdır. Dişide, baş, sırt, kanat ve kuyruk üstü gridir. Alt taraf grimsi ve enine bantlıdır. Ormanlık alanlar, ağaçlıklı dağlık ve tarım alanları gibi yerlerde yaşarlar. Genellikle kuşlar ile beslenirler bunun yanında fare, kurbağa ve büyük böceklerle de beslenirler. Akdeniz, Marmara, Ege ve Karadeniz’de kuluçkaya yatarlar. 4-6 yumurta bırakırlar kuluçka süreleri 33-35 gündür. Yavruları 24-30 gün sonra uçacak büyüklüğe ulaşır. Yerlidir. Türkiye’de bütün bölgelerde görülür. Türkiye dışında tüm Avrupa, Asya ve Afrika’nın Kuzey Doğu kısmında yayılış gösterir.
Athena noctua (Scopoli, 1769) Kukumav
Boyu 23-27.5 cmkanat açıklığı 50-57 cm arasındadır. Erkek ve dişi aynı görünüşte olup üreme formu yoktur. Gaga kirli sarı, ayaklar beyaz tüylüdür. Kafa üstü ve sırt kahverengi olup dağınık beyaz lekeli, kanat üstünde boyuna beyaz lekeler bulunur. Kuyruk üstü ve altı kahverengi ve enine siyah bantlıdır. Karın kısmı ve göğüs kahverengi olup boyuna beyaz çizgili, kuyruk altı kirli beyazdır. Genellikle taş ve toprak yığınlarında, tellerde, direklerde ve çitlerde tünerler. Her türlü açık arazide, tarlalar, seyrek ağaçlıklar, ormanlar, meyve bahçeleri, kumullar ve taşlık arazilerde görüldüğü gibi küçük yerleşim yerlerinde sıkça görülür. Kemirgenler, sürüngenler, ötücü kuşlar ve böceklerle beslenir. Karadeniz sahilleri hariç bütün Anadolu’da kuluçkaya yatar 3-5 yumurta bırakır ve kuluçka süresi 22-28 gündür. Yavruları 38-46 gün sonra uçacak büyüklüğe ulaşır. Yerli bir türümüzdür. Karadeniz sahil şeridi ve Akdeniz’in bir kısmı hariç tüm Türkiye’de bulunur. Türkiye dışında İskandinavya hariç bütün Avrupa, Kuzey Afrika ile kuzeyi hariç bütün Asya’da yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre koruma altında olan bir türdür. Avlanılması yıl boyunca yasaktır.
Alcedo atthis (Linnaeaus 1758) Yalı çapkını
Boyu 17-19,5cm arasında dır. Erkek ve dişi farklı görünüşe sahip olup üreme formu yoktur. Gagası siyah zıpkın gibidir. Yaklaşık 4 cm kadardır. Başın üstü ve kanatlar mavi ve beyaz beneklidir. Alt çenenin altından arkaya doğru mavi bir şerit vardır. Baş ve bu şerit arasında alt ve üst gaganın hemen arkasında kahverengi ve onun hemen arkasından beyaz bir şerit uzanır. Gaganın altı beyaz karın altı tamamen kahverengidir. Sırt kısmı tamamen mavidir. 10 yıl kadar yaşayabilir. Genellikle temiz sularda bulunur. Su aynası olan sazlık alanlarda, lagünlerde ve deniz kıyısında da yaşar. Tatlı su kenarlarında kuluçkaya yatar. Çoğunlukla küçük balıklarla, yengeçlerle ve böceklerle beslenir. Batı Karadeniz, Trakya, Ege ve Akdeniz bölgeleri ile Orta Anadolu’nun bazı sulak alanlarında kuluçkaya yatar. 6-7 yumurta bırakır ve kuluçka süresi 18-20 gündür. Yavruları 23-27 gün sonra uçacak büyüklüğe ulaşır. Yerli bazı bölgeler için yaz ve kış göçmenidir. Yurdumuzun tüm bölgelerinde görülür. Tür Phaselis Göleti ve deniz kıyısındaki çalılıklarda görülür. Yurdumuz dışında bütün palearktik bölgede yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre koruma altındadır Avlanılması yıl boyunca yasaktır.
Erithacus rubecula (Linnaeus, 1758) Kızıl gerdan
Boyu 12,5-14 cm kadardır. Erkek ve dişi aynı görünüşte olup üreme formu yoktur. Kafasının üstü, sırt, kuyruk üstü ve kanat üstü yeşilimsi kahverengi, alın kısmı, gerdan ve göğüs kızıl renktedir. Gözün üstü ve gözün arkasından karına kadar olan kısmı grimsidir. Karın yanları sarımsı kahverengidir. Karın altı kirli beyaz renktedir. Gaga siyah ve ayaklar kahverengidir. Ormanlarda, parklarda, bahçelerde, çalılıklarda ve yerleşim alanlarında bulunurlar. Serin iklimlerde yaşarlar. Böcekler, solucanlar, meyveler ve tohumlarla beslenirler. Avrupa’nın kuzeyinde ve ülkemizde Marmara ve Karadeniz bölgelerinde ürerler. 5-6 yumurta bırakırlar kuluçka süreleri 13-14 gündür. Yavruları 12-15 günde uçacak olgunluğa erişirler. Bölgemiz için kış ziyaretçisidir. Proje sahasında hemen hemen her yerde görülebilir. Ülkemizin İç Anadolu ve Doğu Anadolu’nun bazı kısımları hariç tamamında görülürler. Ülkemiz dışında Avrupa, İskandinav ülkeleri, Rusya’nın batısı, Kafkaslar, İran, Irak, Suriye, İsrail ve Kuzey Afrika ülkelerinde yayılış gösterirler. Bern sözleşmesine göre koruma altında olan bir türdür. Avlanılması yıl boyunca yasaktır.
Lanius collurio (Linnaeaus 1758)Kızılsırtlı Örümcekkuşu
Boyu 16-18 cm arasındadır. Erkek ve dişi farklı görünüşte olup üreme formu yoktur. Erkeğin gagası siyah ve kalındır. Başın üstü mavimsi gri olup gaganın hemen üstünden gözün arkasına kadar uzanan siyah bir bant (bant) vardır. Gaganın hemen altından gerdan ve karın kısmı pembemsidir. Sırt ve kanat kısmı pas renklidir. Kuyruk üstü gri kuyruk altı beyaz kuyruk siyah kenarları beyaz renklidir. Ayaklar siyahtır. Dişilerin baş üstü, kuyruk üstü, kanat kahverengimsi krem tonlarında göğüs grimsi beyaz olup kahverengi çizgiler vardır. Genellikle çalılık, dağınık ağaçların bulunduğu alanlarda çitlerde dikenli tellerin üzeride, bahçelerde, parklarda, orman kenarlarında ve yol boylarındaki ağaçlık ve çalılıklarda yaşar. Böceklerle beslenirler. Türkiye’nin bütün bölgelerinde kuluçkaya yatar. 4-7 yumurta bırakır ve kuluçka süresi 11-13 gündür. Yavruları 12-14 gün sonra uçacak büyüklüğe ulaşır. Yaz göçmenidir. Türkiye’nin bütün bölgelerinde bulunur. Türkiye dışında Britanya adaları, İskandinavya ve kuzey Rusya hariç tüm Avrupa’da, Hazar Denizi çevresi ve Doğu Akdeniz kıyı bandında yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre koruma altında olan bir türdür. Avlanılması yıl boyunca yasaktır.
Cardurelis chloris (Linnaeaus 1758) Florya
Boyu 14-16 cm arasındadır. Erkek ve dişi farklı görünüşte olup üreme formu yoktur. Gagası kısa ve kalındır. Gözün çevresi yeşilimsi sarıdır. Erkekte baş, ense, kanat üstü, sırt ve kuyruk sokumu yeşilimsi gri kafanın yanları, kol uçma telekleri gri, kuyruk altı beyaz, diğer kısımlar sarımsı yeşil, gerdan ve karın kısmı yeşilimsi sarıdır. Kuyruk kökü yeşilimsi, el uçma tüyleri sarı renkli ayaklar toz pembe renktedir. Dişi bireyler daha mat bir renktedir. Kanat üstü ve karın altı gibi vücudun değişik kısımlarında yeşilimsi sarı renkler mevcuttur. Genellik ağaçlık alanlarda bahçeliklerde ve çalılık alanlarda yaşar. Bitkiler, tohumlar, tomurcuklar ve meyvelerle beslenirler. Türkiye’de İç Anadolu’nun bir kısmı ile Doğu ve Güney Doğu Anadolu hariç, diğer bölgelerde ürerler. Yerli ve kış göçmenidir. Türkiye’de Doğu ve Güney Doğu Anadolu hariç bütün bölgelerde bulunur. Türkiye dışında Rusya’nın kuzeyi hariç Avrupa’da, Kafkaslar’da ve Afrika’nın Akdeniz sahillerinde yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre koruma altında olan bir türdür. Avlanılması yıl boyunca yasaktır.
Upupa epops (Linnaeus, 1758) İbibik
Boyu 25-28cm kanat açıklığı 44-48 cm, gagası 4,5-5 cm kadar uzun olup hafif kıvrık ve koyu renktedir. Erkek ve dişi aynı görünüşte ve üreme formu yoktur. Kafa üstündeki ibibik turuncu renkte ve uçları siyah bazı tüylerinde siyahın hemen altında beyaz bir leke vardır. Gerdan ve kursak tüyleri kahverengimsi pembe karın altı beyazdır. Sırt beyaz kanat üstü ve kuyruk siyah enine beyaz bantlıdır. Omuz tüyleri kaçık kahverengimsidir. Yerleşim yerlerinde görüldüğü gibi, seyrek ağaçların olduğu ormanlık alanlar, meralar, bahçeler, kısa bitkili ekili alanlar gibi nemli alanlarda görülür. Uzun kıvrık gagasıyla toprak içindeki solucan, kurtçuk ve larvaları, böceklerle, örümcekler, salyangozlar, kertenkele ve kurbağalarla beslenirler. Yurdumuzun bütün bölgelerinde kuluçkaya yatar. 5-8 yumurta bırakır kuluçka süresi15 gündür. Yavrular 20-25 gün sonra uçacak büyüklüğe ulaşırlar. Yurdumuzu yazın ziyaret ederler. Tüm Türkiye’de bulunur. Türkiye dışında Britanya adaları, İskandinavya, Rusya’nın kuzeyi hariç Asya ve Afrika’da yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre kesin koruma altında olan bir türdür. Avlanılması yıl boyunca yasaktır.
Turdus merula (Linnaeus, 1758) Kara tavuk
Boyu 23-29 cm arasındadır. Erkek ve dişi farklı görünüştedir. Üreme formu yoktur. Gaga erkekte sarı renktedir. Üreme döneminde kırmızımsı sarı bir renk alır. Vücut tamamen siyah renklidir. Gözlerinin çevresinde sarı bir halka vardır. Dişiler erkeklere göre mat renkli olup kahverengimsi renktedir. Genç bireyler kahverengimsi gri renktedir. Hareketli kuşlar olup devamlı yer değiştirirler. Erkekleri özellikle üreme döneminde bazı kuşların ses taklitlerini yapabilirler.Ormanlık alanlarda, parklarda, bahçelerde, ağaçlıklı ve çalılıklı alanlarda yaşarlar. Böceklerle, solucanlarla, gasropodlarla ve meyvelerle beslenirler. Beslenmelerini genellikle sabahın erken saatlerinde yaparlar. Yurdumuzun tamamında kuluçkaya yatarlar ve 4-5 yumurta bırakırlar. Yavruları 15-17 günde uçacak olgunluğa erişirler. Yerli bir türümüzdür. Bazı bölgeler için yaz göçmenidir. Yurdumuzun tamamında görülür. Türkiye dışında bütün Avrupa’da Kuzey Afrika’da, Suriye, Irak ve hazar Deniz’inin çevresinde yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre koruma altında olan bir türdür.
Acrocephalus arundinaceus (Linnaeus, 1758) Büyük kamışçın
Boyu 16-20 cm arasındadır. Kamışçınların en büyüğüdür. Erkek ve dişi aynı görünüşte olup üreme formu yoktur. Gaganın üstü koyu altı açık renklidir. Gaganın dip kısmından başlayıp gözün üstünden uzanan beyaz bir çizgi vardır. Karın kısmı beyaz yan taraflar sarımsıdır. Baş üstü, kanat ve kuyruk üstü kahverengi, sırt ve kuyruk sokumu grimsi kahverengidir.Genellikle göller de, bataklıklar da ve sulak alanlardaki kamışlık ve sazlık alanlarda yaşarlar. Sazlık ve kamışların arasındaki böcekler ve larvalarıyla beslenirler. Akdeniz bölgesi, Ege, Karadeniz, Marmara ve İç Anadolu Bölgesinde kuluçkaya yatarlar. 3-5 yumurta bırakırlar. Kuluçka süreleri 12-15 gündür. Yavruları14-17 gün sonra uçacak büyüklüğe ulaşırlar. Bölgemiz için yaz göçmenidir. Bütün Türkiye’de görülür. Proje alanında sazlıklarda görülür. Türkiye dışında bütün Avrupa’da, Güney Afrika’da yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre kesin koruma altında olan bir türdür. Avlanılması yıl boyunca yasaktır.
Parus majör (Linnaeus, 1758) Büyük Baştan Kara
Boyu 13-15 cm arasında. Baştankaraların en büyüğüdür. Erkek ve dişi aynı görünüşte değildir. Üreme formu yoktur. Baş kısmı ve gaganın altı siyah olup yanaklar beyazdır. Gerdandan başlayıp karnın ortasına kadar gelen siyah bir şerit uzanır bu şerit erkeklerde daha kalın olup karından devam ederek kuyruk altına kadar uzanır. Dişi bireylerde daha ince ve kısadır. Karın kısmı sarı, sırt kısmı ve kanatların kaide kısmı yeşilimsi sarı, kanat üstü mavimsi gri, omuz ve kol uçma tüylerinde enine beyaz bir bant vardır. Yerleşim alanları, Ormanlık alanlar, ağaçlık alanlar, parklar, bahçeler, seyrek ağaçlıklı ve makiliklerde görülür. Besinlerinin büyük kısmını bitki tohumları olup böcekçilde beslenirler. İçini çıkarabildikleri bitki tohumlarını bacaklarının arasına alarak kırarlar ve içini yiyebilirler. Bütün Türkiye’de kuluçkaya yatarlar. Yılda bir veya bazı durumlarda iki kere kuluçkaya yatarlar. Yavruları 16-22 gün arasın da uçacak büyüklüğe ulaşırlar. Tüm Türkiye’de görülür. Türkiye dışında bütün Avrupa’da, Rusya’nın kuzeyi hariç tüm Asya’da Afrika’da yayılış gösterir. Bern sözleşmesine göre kesin koruma altında olan bir türdür.
2.2.3. Memeliler
Bilindiği gibi; Türkiye’de memeliler sınıfına (Classis: Mammalia) ait yaklaşık 160 memeli türü yaşamakta (Kurtonur vd. 1996, Albayrakvd. 1997 ve Wilson and Reeder 2005) olup, bunlardan 27 tanesi proje sahası ve yakın çevresinde yayılış göstermektedir. Sahanın çevresinde memelilerden Yaban Keçisi (Capra aegagrus), Akdeniz Foku (Monachus monachus),Tilki (Vulpes vulpes), Porsuk (Meles meles), Yaban Domuzu (Sus scrofa), Tavşan (Lepus europaeus), Orman Yediuyuru (Dryomys nitedula) en dikkat çeken türlerdendir (Çizelge 4). Bunların dışında yapılan arazi çalışmaları esnasında kirpi, körfare, ağaç sansarı ve gelinciğin yaşadığı da tespit edilmiştir. Saha ve yakın çevresinde memeli türlerin yaşadığı iz, dışkı ve bizzat gözlemlerin yanında çevre halkına da sorularak bilgi alınmıştır. Proje sahasında ve yakın çevresinde yaşayan bazı memeli türlerine aitfotoğraflarŞekil 56-58’de verilmiştir.
Sahada ve yakın çevresindeki memeli türlerinden nesli tükenmekte olan Akdeniz foku, yaban keçisi ve tilki Türkiye’nin de taraf olduğu CITES=Nesli Tehlikede Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticareti’ne ilişkin sözleşmeye göre avlanmaları, öldürülmeleri, iç ve dış ticareti kesinlikle yasaktır. Bu durum cezai müeyyidelerle güvence altına alınmıştır. Özellikle yaban keçileri sahadaki en önemli memeli türü sayılabilir. Nesilleri tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan bu tür Batı Toroslardaki Sarp Kayalıklarda, uçurum kenarlarında yaşamakta ve tehlikelerden kısmen korunabilmektedirler. Bu tür için en büyük tehdit bir çok tür için de olduğu gibi insandır. Yine sahanın yakın çevresinde bulunabilen memelilerden olan Akdeniz Nalburunlu Yarasası, Uzun Kanatlı Yarasa, (NT): yakın zamanda tehdit altına girebilir kategorisinde, Nalburunlu Yarasa ve Uzun Ayaklı Yarasa ile Yaban Keçisi (VU): Hassas- zarar görebilir nadir türler statüsünde yer alırken, Körfare ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır (DD).
Ayrıca, IUCN Kırmızı Listesi’ne göre bu bölgede yaşayan memelilerden; 20’si (LC): Asgari endişe altındaki türler kategorilerinde, 1’i (CR): kritik derecede risk altında, 2’si (NT): yakın zamanda tehdit altına girebilir kategorisinde 3’ü (VU): Hassas-zarar görebilir kategorilerinde yer alırken, 1 türün durumu belli değildir (DD) (Çizelge 4). Diğer taraftan, bu türlerden 12 tanesi BERN Sözleşmesi listelerinde Ek II (kesin olarak koruma altına alınan türler)’de, 8 tanesi de Ek III (Korunan türler)’de yer almaktadır.
Merkez Av Komisyonu (MAK) Kararlarına göre; Kirpi, Yabani Tavşan Ek-I (Çevre ve Orman Bakanlığı’nca koruma altına alınan yaban hayvanları)’de, Gelincik EK-II (Merkez Av Komisyonunca koruma altına alınan av hayvanları)’de, Kızıl Tilki, Ağaç Sansarı ve Yaban Domuzu EK-III (Merkez Av Komisyonunca avına belli edilen sürelerde izin verilen av hayvanları) kapsamında bulunmaktadır.
IUCN: Uluslar arası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği
CR (Critically endangered) (Kritik tehlikede): Vahşi yaşamda soyu tükenmek üzere olan türler. Proje sahası ve yakın çevresinde bu kategoride tek bir tür (Monachus monachus-Akdeniz Foku) yer almaktadır.
VU (vulnerable) (Hassas, zarar görebilir): Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan türler. Proje sahası ve yakın çevresinde bu kategoride yer alanüç tür (Rhinolophus mehelyi-Nalburunlu Yarasa, Myotis capaccinii-Uzun Ayaklı Yarasa,Capra aegagrus-Yaban Keçisi)dür.
NT (near threatened): Şu anda tehlikede olmayan fakat yakın gelecekte VU, EN veya CR kategorisine girmeye aday olan türler. Bu kategoride iki tür (Rhinolophus euryale-Akdeniz Nalburunlu Yarasası, Miniopterus schreibersi-Uzun Kanatlı Yarasa) vardır.
LC (least concern) (En düşük derecede tehdit altında):Yaygın bulunan türlerdir, proje sahası ve yakın çevresinde 20 tür dahildir.
BERN: Bern sözleşmesine göre:
Ek II: Mutlak koruma altında olan türlerdir ve buna 12tür dahildir.
EK III: koruma altında olan türlerdir ve bu gruba 8tür girmektedir.
CITES (Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme) İki tür bu gruba (Vulpes vulpes-Kızıl Tilki, Monachus monachus-Akdeniz Foku)girmektedir.
Proje sahası ve yakın çevresindeki memeli faunasının tespiti için yapılan arazi çalışmalarında bazı türler doğrudan (Anadolu Sincabı, Porsuk vb.), bazı türler ise iz ve dışkılarından dolaylı olarak gözlemlenmiştir. Bu türlerin genel özelliklerinin verilmesi ile betimlemelerin yapılmasında Anonim2013b; Benda ve Horacek1998; Çağlar 1965; Çağlar 1968; Çağlar 1969; Çolak vd. 2007; Demirsoy 1996a; Doğramacı 1974; Doğramacı 1989; Felten vd. 1971; Felten vd. 1973, Felten vd. 1977; IUCN 2013; Kaçar ve Erdoğan 2010;Karataş 2009: Karataşve Sözen2004;Karataş ve Sözen 2007; Karataş 2009; Kıvanç1988; Krystufek ve Vohralik 2001;Krystufekve Vohralik2005;Kumerloeve 1975, 1978; Mursaloğlu 1973; Niethammer ve Krapp1982; Osborn1964; Sert vd. 2009; Sert vd. 2005; Spitzenberger 1968; Turan 1984; Wilson ve Reeder 2005; Yavuz 2008; Yavuz vd. 2010, 2013; Yiğit vd. 2006’dan da yararlanılmıştır.
Phaselis tarihi özelliklerinin yanında doğası ve tertemiz denizi ile de ilgi çekmektedir. Temiz denizi ve nispeten sessiz doğal ortamları nedeniyle bir çok hayvanın barındığı veya uğradığı önemli bir sahadır. Phaselis kıyıları özellikle memelilerden nesli tehlike altında bir tür olan Akdeniz Foku popülasyonlarının batıda Yunanistan ve Ege’den doğuda Mersin-İskenderun’a kadar uzanan dağılım alanlarında geçiş yolları üzerinde yer almaktadır. Zaman zaman yapılan gözlemlerde dolanımları sırasında balıkçılar ve deniz içindeki araştırmacılar tarafından gözlemlenmişlerdir. Bu çalışma döneminde deniz kıyısında sahilin hemen yakınlarından geçiş yaptıkları saptanan Akdeniz Foku ile ilgili genel bilgiler aşağıda verilmiştir.
Monachus monachus (Hermann, 1779) Akdeniz Foku
Akdeniz foku (Monachus monachus), Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından yayımlanan Kırmızı Listede soyu kritik derecede tehdit altında olan tür olarak sınıflandırılmıştır. Tür, bu kritik durumundan dolayı ülkemizin de taraf olduğu Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunması Sözleşmesi (BARSELONA) (Türler Dördüncü Protokolü), Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi (BERN) (Ek II) ve Nesli Tehlikede Olan Yabani Bitki ve Hayvan Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES) ile koruma altına alınmıştır. Ayrıca, 1380 Sayılı Su Ürünleri, 4915 Sayılı Kara Avcılığı ve 2872 Sayılı Çevre Kanunu ile de ulusal düzeyde koruma altına alınmıştır.
Akdeniz fokunun ülkemizde korunması için yapılması gereken çalışmaların, planlamaların ve alınması gereken önlemlerin; sadece bu türün değil, tüm kıyısal doğal varlığımızın korunması ile sonuçlanacağı muhakkaktır. Dünyadaki nüfusunun yaklaşık 450-500 olduğu tahmin edilen Akdeniz Foku, bugün sadece Yunanistan, Türkiye, Moritanya ve Madeira Adaları’nda yaşamaktadır. Bir insan ömrü süresinde yok olma sınırına gelen ve doğal düşmanı olmayan bu nadir tür, tamamen plansız ve aşırı insan faaliyetleri yüzünden gittikçe azalmaktadır (Veryeri 2006).
Kıyı alanlarının büyük bir hızla turizme açılması ve betonlaşması sonucunda yaşam alanlarının giderek daralması veya yok olması, aşırı balık avcılığı Akdeniz fokunun dünyadaki dağılım alanlarının ve nüfusunun hızla azalma nedenlerinden başlıcalarıdır. Bunun sonucunda da Akdeniz fokları, gerçek bir fok kolonisi özelliği göstererek birlikte yaşamak yerine insan baskısı nedeniyle çoğu zaman tek tek dolaşmak ve yaşamak zorunda kalmaktadır. Dünyada birbirinden kopuk iki bölgede, doğu Atlantik kıyıları ve Akdeniz’de yaşama savaşı veren Akdeniz foklarının büyük bölümü Ege Denizi’nde bulunmaktadır. Bu gerçek, türün korunmasında en büyük rolü Ege Denizi üzerinden komşu olan iki ülkenin, Yunanistan ve ülkemiz olan Türkiye’nin üstlenmesini gerekli kılmaktadır. Türkiye sahillerinde barınan, 100’e yakın Akdeniz foku, nüfusuyla türün korunmasındaki en önemli ülkelerden birisidir. 1950’lerde, İstanbul Boğazı’nda bile yaşamını sürdürebilen Akdeniz foklarından birini, günümüzde yaygın olarak bulunduğu Ege bölgesinde görmek bile artık aylarca zamanımızı alabilecek durumdadır. Kıyılarımızdaki yaklaşık 100 Akdeniz fokunun yaşaması, bu türün korunmasında Türkiye’ye çok önemli bir görev yüklemektedir.
Akdeniz fokları, Türkiye kıyılarında belli bölgelerde yoğunlaşmaktadır. Marmara Denizi’nde Marmara Adaları ile Kapıdağ Yarımadası’nın kuzey sahilleri, Ege’de; Gelibolu Yarımadası’nın Ege kıyıları ile Behramkale arası, Yeni Foça’dan Datça’ya kadar olan sahil şeridi, Akdeniz’de ise Datça ile Kemer, Alanya ile Taşucu ve Hatay Samandağ ile Suriye sınırı arasında kalan sahiller Akdeniz foklarının var olma mücadelesini sürdürdüğü bölgelerimizdendir. Sahillerimizde Akdeniz foku ölümleri olduğu gibi yavrulamalar da gözlenmektedir.
Akdeniz foku, “Üzerinde yapılaşma olmayan, insanların kolay ulaşamadığı veya insan faaliyetlerinden uzak kalmış, tercihen üreme ve/veya barınma işlevleri gören kıyı mağara ve kovuklarına sahip; sessiz ve tenha kayalık sahiller” i yaşama alanı olarak seçmekte ve bu alanların bozulmasından direkt olarak etkilenmektedir. Öte yandan bu tanımdan yola çıkarak Akdeniz foklarının farklı yapıda sahilleri (örneğin kumsal kıyılar ve kıyı yerleşim bölgeleri) kullanmadığı sonucuna varılamaz. Akdeniz fokunun özellikle beslenmek için ıssız kayalık sahillerin dışına çıkarak dolaşım alanını genişlettiğini, kumluk, çakıllık kıyılar ve nehir ağızlarına da uğradığı bilinmektedir. Akdeniz Foku aktif göç yapan (migrant) bir tür olmadığı için belirli bir göç güzergahı ve periyodundan bahsedilemez. Fok ancak, besin bulmak için veya zorunlu yer değiştirme durumunda territoryumunu bırakarak, barınma ve üreme alanlarından kilometrelerce mesafelere gidebilir.
Akdeniz foku silindirik bir gövdeye sahip olup, 0,5 cm uzunlukta kısa kıllardan oluşan bir postu vardır. Bu postun altında ortalama 3-6 cm kalınlığında bir yağ tabakası yer alır. Bu kalın yağ tabakası hayvanı dışarıdan gelebilecek mekanik ve fiziksel tehlikelere karşı koruduğu gibi ısı izolasyonunda da rol oynar. Bu sayede uzun süre çok soğuk havalarda ve soğuk sularda kolaylıkla yüzebilir. Genellikle suda yüzerken görünen sadece kafasıdır. Dişiler ve erkekler arasında uzunluk ve ağırlık olarak belirgin bir farklılık, eşeysel dimorfizm, yoktur. Ancak karakteristik olarak dişi ve erkek arasında renk açısından farklar mevcuttur. Erkek bireyler siyah-koyu kahve renkli olup, karın bölgesinde belirgin bir beyaz leke vardır. Bu leke dişilerde, açık kahve veya gri, boyun altından kuyruğa kadar uzanan açık renkli bir banttır. Yavru ise yeni doğduğunda 80-90 cm uzunlukta ve 20 kg kadar bir ağırlıktadır. 1-1,5 cm uzunlukta siyah uzun kıllardan oluşan yumuşak bir kürke sahiptir. Karın kesiminde beyaz lekenin şekli dişi ya da erkek olduğunu belirten işarettir. Kürk yavru iki aylık olduktan sonra kılların dökülmesiyle yetişkin formunu almaya başlar (Dailey, 1988). Akdeniz foklarının yavrularının kürk değişimi dişilerde 64, erkeklerde ise 82 günlükken gerçekleşir (Badosa et al. 2006). Bu kürk değişimi, yaklaşık on beş gün sürer. Yavrular 4-5 aylıkken sütten kesilir. Kolonideki dişiler birbirlerinin yavrularına bakabilmektedirler (Pastor and Aguilar 2003, Aguilar et al. 2007). Yetişkinlerin ve yavruların genel görünümleri Şekil 55’te verilmiştir.
Bundan sonra yavrunun gelişmesiyle birlikte eşeysel olgunlaşma, yaklaşık 5-6 yıl sonrasında ve ortalama olarak 4 yılda gerçekleşir. Hamilelikleri ortalama 11 ay sürer. Yılın hemen hemen her zamanı, yavru doğumu mevcuttur. Sadece bazı kolonilerde yaz ile kış başı arasında bir doğum sezonu görülür. Türkiye’de bu durum, Ağustos ile kasım ayları arasında gözlenmiştir (Gücü vd. 2004). Genellikle doğum, Mayıs-Kasım ayları arasında, daha sıklıkla da eylül-ekim aylarında olmaktadır. İki doğum arasında ortalama 12-13 ay kadar bir süre geçer. Emzirme yavrunun aksine bir talebi olmadığı sürece normalde 6 hafta veya 16-17 hafta kadar sürmektedir. Dişiler, 3-4 yaşlarında cinsel olgunluğa erişmektedirler. Yavruların hayatta kalma oranları oldukça düşük olup ancak, %50’den azı ilk iki ayı çıkarabilmektedirler. Eylül ve Ocak ayları arasında doğan yavruların hayatta kalma oranı %29’dur. Bunun nedeni; yüksek dalgalar, fırtınalar ve az da olsa soy içi üremedir. Buna karşın yılın geri kalanında doğan yavruların hayatta kalma oranı ise %70’tir (Gazo, et al. 2000). Ömür uzunluklarının doğal ortamlarında 20 yıl kadar olduğu düşünülmekle birlikte, kaptivde (esaret altında) 24 yıl ve daha fazla yaşayabilmektedirler.
Kendisi avlanabilecek hale gelen yetişkinler omurgasız hayvanlardan (kabuklular, yengeçler, ahtapotlar vb) ve omurgalı hayvanlara kadar geniş bir yelpazede beslenirler. Genel olarak, Akdeniz foku ahtapot türleri (Octopus spp.), deniz kaplumbağası yavruları (Caretta caretta), vatoz türleri (Raja spp.), yılan balıkları (Anguilla spp.), yengeçler (Pachygrapsus spp.), deniz salyangozları (Patella spp.), mercan balıkları (Sparidae familyasından sarpa balığı Sarpa salpa, Sparus aurata, Dentex dentex), kupez balığı (Boops boops), papağan balığı (Sparisoma cretense) ve mürekkep balığı (Sepia officinalis) gibi canlılarla beslenmektedir (Sergeant et al. 1978, Margaritoulis et al. 1996, Neves, 1998, Salman et at., 2001).
Kıyılarda beslenen ve üreyen bir canlı olan fokların hem nocturnal (gececil), hem de gündüz aktif olabildikleri bilinmektedir. Kış uykusuna yatmamakla birlikte kış durgunluğu yaşadıkları bir gerçektir. Özellikle havaların soğumasıyla birlikte daha az avlandıkları ve hareketlerinin yavaşladığı gözlemlenmiştir.
Vulpes vulpes (Linnaeus, 1758) Kızıl Tilki
Bu tür “bayağı tilki” olarak da bilinir. Tilki Vulpes vulpes (Linnaeus, 1758), Köpekgiller (Canidae) familyasındaki yedi cins ve 24 tür içindeki en yaygın tilki türüdür. Vücut uzunluğu 90, kuyruğu 30 cm kadar olup 7-9 kg ağırlığa ulaşabilir. Irklarına göre çeşitli renklerde olan, ağız ve burnu uzun ve sivri, kümes hayvanlarına zarar veren, kürkü yumuşak bir memeli türüdür. Büyük kulakları ve uzun bol yumuşak kıllı, kabarık bir kuyruğu vardır. Kuyruğun bu özelliği, onu çoğu zaman olduğundan büyük gösterir. Burnu sivridir. İnce ve uzun bacaklıdır. Koku alma ve işitme duyusu çok gelişmiştir. Hızlı bir koşucudur. Zorda kaldığında, uzun mesafeler olmadıkça yüzebilir. Kızıl tilki, tüm tilkiler içinde en büyük tilki türüdür. Post rengi yaşadığı yere göre değişse de, büyük çoğunluğunun postu kızıl renklidir. Kılların üst kısmı kızıl, alt kısmı beyaz, bacaklarının alt kısımları da siyah renk olur. Renklerinde yöresel olarak farklar olabilir; bazen üst kısmı turuncu ya da kahverengimsi kırmızı ve alt kısmı kar beyazı ya da gri renk olabilir. Sırtında siyah bir çizgisi olan kızıl tilkiler olduğu tamamen gri veya siyah renkli olanlarına da rastlanılabilir. Bunlar, çoğunlukla Avrupa ve Asya’da yaşayan kızıl tilkilerdir. Mart ve Mayıs ayları arası, kürklerinin en kalın olduğu dönemdir. Kızıl tilkiler geceleri ava çıkan omnivor hayvanlardır; yani hem etçil, hem de otçuldur. Toprak altındaki kemiricilerin ıslık gibi çıkan seslerini işitir, toprağı kazarak onları inlerindeyken yemeyi tercih eder. Daha çok kemiricilerle beslenirler; fareler ve tavşanları avlarlar. Yuvalarını yerde kuran kuşlar, tavuksular, böcekler, balıklar da avları olabilir. Çok nadir olarak geyik ya da domuz yavrularını avladıkları bilinir ve çok zor zamanlarda sürüngen türlerini de yiyebilirler. Sıklıkla olmasa da leş yedikleri de görülür. Bazı tilkiler karayollarını takip eder ve otomobillerin ezdiği hayvanların leşleri ile beslenirler (Demirsoy,1996a). Zorda kalınca meyve ve tahıl yedikleri de bilinir. Bu nedenle omnivor olarak sınıflandırılırlar yani hem etobur, hem de otoburdurlar. Tilkilerin kümeslere girip tavuk çalmaları da insanlar arasında kötü ün salmalarına neden olmuştur. Kızıl tilki, şehirlerdeki güvercin, keme, fare ve tavşan popülasyonlarını kontrol altında tutar ve böylece insanlar için faydalı olur. Kızıl tilki senenin büyük bir bölümünü yalnız geçirir. Yuvalarını kurup yavruları olana kadar yalnız yaşarlar ve yalnız avlanırlar. Bu dönemde dişi tilkiler, sosyal hayattaki yerlerini edinmek için diğer dişilerle bir yarışa girer. Yarışı kazanamayan dişiler genellikle ölürler veya sosyal hayatta bir yerleri olamadan yaşarlar. Yarışı kazanan tilki dominant dişi olur. Bölgedeki diğer dişiler arasında, anne olabilecek tek tilki dominant dişidir. Erkek tilki eş aramaya başladığında çevresindeki bütün dişi tilkiler onun ilgisini çekmeye çalışır (Soyumert 2004). Dominant dişi, tilkinin ilgisini çekmeye çalışan diğer dişi tilkilere acımasızca saldırır ve kurallarını zorla kabul ettirir. Diğer dişiler ne kadar uğraşırsa uğraşsın, eninde sonunda erkek tilki eş olarak dominant dişiyi seçer. Tilkilerin üreme zamanları; Orta Avrupa’da Ocak-Şubat ayları, Güney Avrupa’da ise Aralık-Ocak aylarıdır. Üreme mevsimlerinde farklı cinsler bir araya gelebilirler. Erkek ve dişilerin kuyruk dibinde menekşe gibi kokan salgı bezleri vardır. Ortalama 50 gün süren bir gebelikten sonra, anne tilki, ilk yavrularını genellikle mart ayında dünyaya getirir. Genellikle 3 ila 5 yavru dünyaya gelir (nadiren sadece 1, ya da 13 yavru olabilir). Yavruların gözleri 12 gün kadar sonra açılır ve 4 ila 6 hafta boyunca emzirilirler. Bir ay sonra ilk kez inlerinden dışarı çıkarlar. Erkek tilki, dişinin yanında kalır ve yavruların bakımında yardım eder. Bu süre boyunca anne tilki yuvada yavrularla kalır, onları her türlü tehlikeden korumaya çalışır. Baba tilki ise, dışarıda avlanarak, yavrulara süt verebilmesi için anneye yemek getirir. Bu düzen ekseriyetle baba tilkinin avlanırken ölmesiyle bozulur. Anne tilki de yavrulara avlanma dersi verebilir. Eğer ki dişi tilki herhangi bir nedenden dolayı ölecek olursa, yavruların bakımını erkek tilki yine yalnız başına yürütebilir. Altı aylık olduklarında yavrular neredeyse yetişkin bir tilkinin boyutlarına erişirler. Ekim ayında yani yavrular 7-8 aylık olduklarında yuvadan ayrılırlar. Bazen dişi yavrular yuvada kalıp, bir dahaki üreme döneminde doğacak olan yavruların yetiştirilmesinde annelerine yardım ederler. Yavrular 10 aylıkken, üreyebilecek olgunluğa ulaşmış olurlar. İlkbaharda gençler yeni eşler ararken, eski eşler de tekrar bir araya gelirler. Ortalama ömürleri 12 yıldır. Kızıl tilki çok farklı yaşam alanlarına ayak uydurabildiği için farklı farklı habitat tiplerinde rastlanılabilir. Yeryüzünde her kıtada görülür. Özellikle ormanlarda, kırlarda, tarlalarda yaşamayı tercih eder, ama şehirlerin kenarlarında ve hatta şehirlerin içlerinde günden güne daha sık kızıl tilkiye rastlanılmaktadır. Londra’da üçüncü bölge gibi şehrin çeperlerine nispeten daha yakın olan yerlerde, akşam saatlerinde metro çıkışlarında dahi bir kez değil, birçok kez rastlandığı görülmüş, gece sesleri duyulmuştur. Kızıl tilki, çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır; Avrupa, Asya, Kuzey Afrika, Avustralya ve Kuzey Amerika ve hatta Kutuplar (Anonim 2013b).
Meles meles (Linnaeus, 1758) Porsuk
Türkiye’de porsuk Meles meles (Linnaeus, 1758) türü ile temsil edilmektedir (Pamukoğlu 2001b, Wilson ve Reeder, 2005). Porsuk erginlerinde kafatası uzunluğu 10-14 cm, üst çene diş dizisi uzunluğu (kesici diş hariç) 4-5 cm ve ard ayak uzunluğu 10-11 cm kadar olup genel vücut rengi, kurşuni siyah, baş ve boynun yan bölümleri beyazdır. Burundan itibaren başlayan iki siyah şerit, gözleri de içine alarak kulaklara kadar devam etmektedir. Başın alt kısmı, göğüs bölgesi ve ayakları ise siyah kıllarla örtülüdür. Siyah olan kulakların dışa bakan uç kenarları ise beyaz kıllarla kaplıdır. Porsuk kısa bacaklıdır, ön ve arka ayaklarda beşer parmak bulunmaktadır. Ön ayaklarda bulunan tırnaklar arkadakilere göre yaklaşık üç kat daha uzundur. Ön pençeler daha geniş yapıdadır. Ön ve arka ayaklar siyah kıllarla örtülüdür. Pençe tabanları çıplak olduğu için toprak zemin üzerinde belirgin bir iz bırakırlar. Vücut tıknaz, kuyruk kısa ve küt olup üzerinde uzun ve sert kıllar vardır. Vücudun arkası ön kısmına göre daha kaba, dolgun ve nispeten yuvarlakça bir yapıdadır. Boyunları kısa ve kalındır. Başı uzun, burnu sivridir. Gözler küçük olup gözler ve kulaklar birbirine çok yakındır. Kulakları, kısa ve yuvarlak olup birbirinden oldukça ayrık ve vücut dışına çok az çıkmış durumdadır. Örtü kılları kısa ve daha yumuşak, koruyucu kıllar ise daha uzundur. Başın ön kısmındaki kıllar kısa düz ve geriye doğru yatık, diğer kısımlardakiler ise uzun ve iki yana yatık durumdadır. Ventraldeki kıllar ise hayvanın derisi görünebilecek kadar seyrek konumdadır (Özen ve Uluçay, 2010). Porsuk, en çok dağlık ve ormanlık bölgelerin içerisinde bulunan yerleşim yerlerine yakın alanlarda (Örneğin Kütahya’da Pinus nigra (Karaçam) ormanlarıyla kaplanmış olan dağlık alanların yamaçlarına kurulmuş olan köylerde) yayılış göstermekte olup, yuvalarının, genellikle su kaynağı, tarla, bağ ve bahçe gibi alanlara yakın olduğu bilinmektedir (Özen ve Uluçay, 2010). Besin temin etmek için geceleri avlanmaya çıkan porsuğun gececil (nocturnal) bir davranış sergilediği ancak, zorda kalınca gündüz de aktivite gösterdiği bilinmektedir (Kowalczyk vd. 2003). Porsuk oldukça karışık bir diyete sahip olup, çoğunlukla ısırabileceği ve öldürebileceği her hayvanı yer. Besin listesinde böceklerin pupaları, larvaları ve erginleri, solucanlar, kabuklu-kitinli omurgasızların çoğu (salyangozlar, kınkanatlılar, tesbih böcekleri vb.), kuyruklu-kuyruksuz kurbağalar, sürüngenler, kemirgenler (fareler vb), tavşan yavrusu, yavru keçi koyun gibi daha büyük hayvanlarla da beslenmektedir (Çanakçıoğlu ve Mol 1996; Fedriani vd. 1999; Pamukoğlu 2000 ve 2001a; Balestrieri vd. 2004). Bunun yanında ulaşabildiği kuş yumurtalarını ve leşleri de besin olarak tükettikleri bilinmektedir. Besin kıtlığında meyve gibi bitkisel besinleri de yiyebilen porsuk, omnivor bir hayvan gibi davranabilir. Diğer etçil türlerine göre daha fazla miktarda bitkisel besin tüketen porsuk, özellikle yazın üzümsü-sulu meyvelerle ve mısır, nohut ve fasülye gibi tanelilerle, kışın ise yumrulu bitki gövdeleri ile beslenebilmektedir. Ayrıca, kırsal alan ve köylerde tavuk kümeslerine girebilmekte, kültür alanlarında bulunan bitki türlerine de önemli zararlar vermektedir (Demirsoy 1993 ve 1996a, Özen ve Uluçay 2010). M. meles, Avrupa’nın kuzeydoğusunda Finlandiya Lapin Bölgesi’nden, doğuda Kuzeydoğu Sibirya Tundralarına kadar ve Çin (Sincan) Bölgesi’ne kadar ve Güneyde Korsika’yla birlikte Sicilya adaları, Anadolu’nun güneyi ile Beyrut Havzası’na kadar ve batıda Atlantik okyanusu kıyılarına kadar uzanan Palearktik Bölgenin (Kuzey Afrika ve Arabistan bölgesi hariç) bütün ormanlık ve step alanlarında yayılış göstermektedir [Ellerman ve Morrison-Scott 1951; Corbet 1978; Turan 1984; Corbet ve Hill 1992).Ekolojik toleransı oldukça yüksek olan porsuğun yurdumuzda horizontal olarak Trakya’dan Doğu Anadolu’ya kadar, vertikal olarak sahil bölgelerinden dağların 2000 m yüksekliğine kadar parçalı dağılış şeklinde yayıldığı bilinmektedir (Pamukoğlu 1999 ve Soyumert 2004). Huş ve Göksel (1981), porsuğun Adana, Adapazarı, Ankara, Aydın, Balıkesir, Bingöl, Burdur, Denizli, Eskişehir, Isparta, Kahramanmaraş, Konya, Mersin, Muğla, Ordu, Trabzon ve Zonguldak’ta yayılış gösterdiğini bildirmiştir.
Ancak her ne kadar ekolojik toleransı bu denli yüksek olan porsuk popülasyonu bu kadar geniş bir coğrafyada yayılıyor kabul edilse de yayılışı sürekli değildir ve popülasyon parametrelere pek bilinmemektedir. Birçok araştırmacı (Kumerloeve 1978 ve Pamukoğlu 2001b) Türkiye’de özellikle iç bölgeler başta olmak üzere porsuk popülasyonunun tükenmek üzere olduğunu ifade etmektedir. Buna sebep olarak da; plansız yapılaşma, aşırı gübre ve ilaç kullanımı, gürültü ve ışık kirliliği, sel baskını ve trafik kazası gibi faktörleri göstermektedirler. Özellikle, Akdeniz ve Ege bölgesi başta olmak üzere Trakya ve Karadeniz Bölgelerinde de tarımsal alanlar ile yapılaşmanın hızlı olduğu bölgelerde bu türün tehdit altında bulunduğunu da kaydetmektedirler. Porsuğun, Anadolu’nun ekstrem kuru bölgeleri dışındaki yüksek dağlık bölgelerinde bulunduğu, bununla birlikte tarımın yoğun bir şekilde uygulandığı yerlerde sayılarının azaldığını ve hatta bazı bölgelerde tamamen yok olduğunu belirtmektedirler.
Porsuk, Phaselis Antik Kenti yakınlarında görülmemekle birlikte (yoğun insan aktivitesi nedeniyle bu alanlardan uzak durduğu düşünülmektedir), özellikle yakın çevredeki yüksek tepe ve dağlarda, örtülülüğü yüksek sahalarda gizlenmektedir. Beslenmek amacıyla geniş alanları gezebilen tür, akşam saatlerinde görülebilmektedir. Kaçak ve bilinçsiz avcılık nedeniyle soyları gittikçe azalmaktadır. Antalya-Göynük Kanyonu’nda avcılar tarafından vurulmuş bir porsuğun fotoğrafı Şekil 57’de verilmiştir.
Sciurus anomalus Gmelin, 1778 Anadolu Sincabı
Anadolu Sincabı, Sciurus anomalus (Güldenstaedt, 1785) geniş ormanlarda, lokal ağaç formasyonlarına kadar uzanan bir yelpazedeki habitatlarda ağaçlarda yaşar. Sincaplar, karasal iklim şartlarına çok iyi adapte olmuş kemirgenlerdir. Kısacası ağaç sincaplarına ağaçların bulunduğu her yerde, 0-2000 m yüksekliklere kadar ulaşan alanlarda rastlanılabilir. Sincaplar aynı zamanda ormanlarda, parklarda, bağ ve bahçelerde de bulunabilir (Turan, 1984).Anadolu sincabı, genel olarak ele alındığında Anadolu ve Ortadoğu coğrafyasında lokalize olmuştur (Ellerman ve Morrison-Scott 1951; Alkan 1965; Harrison ve Bates 1991; Yiğit ve Çolak, 1998). Sincaplar hassas ve kıllı kuyruğu, kulak kepçesinin apeksinde yer alan püskülleri ve hızlı hareket yetenekleri ile karakterize olan küçük kemirgen memelilerdir. Kış uykusuna yatmasalar da bir durgunluk hali görülebilir. Dişformülleri I 1/1, Pm 1/1, M 3/3=20’dir. Köpek dişleri yoktur (Demirsoy 1992). Rengi bölgelere ve mevsimlere göre kırmızımsıdan koyu griye kadar değişir (Yazıcıoğlu 1981). Postları dorsalde genellikle kırmızımsı kahverengi, ventralde açık sarıdır. Kış kürkünün dorsal rengi yaz kürkünden daha koyudur (Albayrak ve Arslan 2006; Demirsoy 1996a; Özkurt vd. 1999).Çiftleşmeleri baharda başlar. Yaklaşık 40 gün süren gebelikten sonra kılsız, gözleri görmeyen 3-8 kadar yavru doğururlar. Yılda 2 ila 3 kez çiftleşirler. Yavruları bir yılda olgunlaşır (Arslan 1999).
Sert ve kabuklu meyveler temel besinleri olmakla birlikte, filizleri de kemirirler (Önel ve Temizer 2005). Besin yokluğunda böcekler, kuş yumurtaları ve küçük kuşları da yedikleri bilinmektedir. Günlük yiyecek ihtiyaçları ortalama 80 g kadardır. Fazla yiyeceklerini toprak altına gömer ve ihtiyaç duyduklarında tekrar çıkarıp yerler (Görner ve Hackethal 1988). Sincaplar bu özellikleriyle ormanların yayılışında önemli bir role sahiptir (Arslan 1999; Albayrak ve Arslan 2006).Kışın zor şartlarında kullanmak için besin depo ederler. Tohumları ağızlarına alıp taşıyarak ya yaşlı ağaç gövdelerindeki kovuklara, veya toprak içerisine depo ederler. Çoğu zaman toprağa gömdükleri tohumlar çimlenerek, yeni ağaç fidelerini oluşturur. Bu durum Yavuz vd. (2012)’de “Gönüllü Ormancılık” vurgusuyla tanımlanmaktadır. Anadolu sincabına Phaselis Antik kenti içerisindeki tarihi eserlerin üzerinde etrafını gözlerken, yakınlardaki ağaçlarda saklanırken veya beslenirken, zaman zaman açıklıklarda etrafta koşuştururken rastlanılabilir. Oldukça ürkek ve hızlı olan bu hayvanı gözlemlemek için sessiz ve sakin olmak gerekir.
Sonuç olarak; mevcut haliyle bile oldukça zengin ve çeşitli bir floral ve faunal yapı gösteren proje sahası çok çeşitli biyotop ve habitatları bünyesinde bulundurmaktadır. Kuzeyinde uzanan Toroslar’ın dik ve sarp yamaçlarından, ormanlık ve açıklık alanlarına kadar; geniş ve sık örtülülüklü çalı öbeklerinden, ormanaltı zonuna kadar saha ekolojik bir bütünlük arz etmektedir. Dolayısıyla buralarda yaşayan fauna elemanları sık vejetasyonu barınma, sığınma ve saklanma amacıyla kullanırken, buraları mesken edinen küçük memelilerden böceklere kadar geniş bir besin yelpazesi yırtıcıların imdadına koşmaktadır. Bu sayededir ki, ekolojik bir bütünlük korunmuş, deniz kıyısından, Phaselis Antik Kenti’ne oradan da sık vejetasyona, oradan da yamaçlara kadar uzanan bir yaşama birlikteliği oluşmuştur. Bu nedenle sahanın ekolojik bir bütünlük içinde ele alınıp değerlendirilmesi en doğru yoldur. İleride yapılacak daha geniş ölçekli arazi çalışmalarıyla sahanın durumu daha iyi ortaya konulabilecek, tür sayılarında ve taksonlarda artışlar olabilecektir. Böylelikle bölgenin floral ve faunal yapısı daha ayrıntılı bir şekilde ortaya konulabilecektir.
3. Teşekkür
Bu çalışmamızda; turizm alanında Rehber olarak çalışan kıymetli arkadaşımız amatör fotoğrafçı Hikmet UĞURLUAY’a Parus major-Büyük Baştankara, Acrocephalus arundinaceus-Büyük Kamışçın, Turdus merula- Karatavuk, Upupa epops-İbibik, Cardurelis chloris-Florya, Erithacus rubecula-Kızıl Gerdan, Lanius collurio-Kızılsırtlı Örümcekkuşu, Alcedo atthis-Yalı Çapkını,Accipiter nisus-Atmaca, Gallinula chloropus-Yeşilayak Sutavuğu,Ardea cinerea-Gri Balıkçıl, Ixobrychus minutus-Cüce Balaban türlerinin fotoğraflarını kullanmamıza izin verdiği için teşekkür ederiz.
4. Kaynaklar
Aguilar, A., Cappozzo, L. H., Gazo, M., Pastor, T., Forcada, J. and Grau, E. 2007. Lactation and mother-pup behaviour in the mediterranean monk seal Monachus monachus: an unusual pattern for a Phocid. Journal of Marine Biology Association of the United Kingdom 87: 93-99.
Albayrak, İ., Arslan, A., 2006. Contribution to the taxonomical and biological characteristics of Sciurus anomalus in Turkey (Mammalia: Rodentia). Turk. J. Zool. 30(1): 111-116.
Albayrak, İ., Pamukoğlu, N. and Aşan, N. 1997. “Bibliography of Turkish Carnivores (Mammalia: Carnivora)”, Communications. Fac. Sci. Univ. Ank. Series C.V.15.pp.120.
Alçıtepe, E.-Sümbül, H. 2003. Contributions to the Flora of Termessos National Park-Antalya (Türkiye). Bull. Pure. Appl. Sci, vol. 22B (No: 1): 29-46.
Alkan, B., 1965. Türkiye’nin ağaç ve tarla sincapları (Mammalia-Sciuridae) üzerine bazı incelemeler. Bitki Koruma Bülteni, Ankara, 5(4):151-162.
Anonim, 2013a, TRAKUŞ (Türkiye’nin Anonim Kuşları), www.trakus.org (erişim tarihi: 28.12.2013).
Anonim, 2013b. TRAMEM (Türkiye’nin Anonim Memelileri), www.tramem.org (erişim tarihi: 28.12.2013).
Arslan, A., 1999. Konya İlindeki Sciurus anomalus (Mammalia: Rodentia)’un Ekolojik, Biyolojik ve Taksonomik Özellikleri. Selçuk Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Konya, 1-45.
Aslan A, Yavuz M, Erdogan A. 2005. A comparative study of the breeding ecology of the house sparrow (Passer domesticus L.): Timing of breeding and breeding success ISRAEL JOURNAL OF ZOOLOGY 51 (4): 361-380.
Aslan, A., Albayrak, T., Tunç, MR., Erdoğan, A. 2004. Antalya kuşları ve Halkalama Çalışmaları. Tabiat ve İnsan Dergisi, 38, 1-2, 36-49.
Ayaşlıgil, Y. 1987. Der Köprülü Kanyon National Park. Seine Vegetation und ihre Beeinflussung durch der Menschen, Weihenstephan.
Badosa, E., Pastor, T., Gazo, M. and Aguilar, A. 2006. Moult in the Mediterranean monk seal from Cap Blanc, western Sahara. African Zoology 41(2): 183-192.
Balestrieri, A., Remonti, L., Prigioni, C. 2004. Diet of the Eurasian badger (Meles meles) in an agricultural riverine habitat (NW Italy). Hystrix It J Mammal. 15(2):3-12.
Baran, İ. 1976. Türkiye Yılanlarının Taksonomik Revizyonu ve Coğrafi Yayılışları. TÜBiTAK Yayınları No. 309, T.B.A.G. Seri No.9, Ankara, 177 pp.
Baran, İ. 1983. Güneybatı Anadolu Finike ve Kaş Civarının Herpetolojisi. Doğa Bilim Dergisi, Ankara, A.7: 59-66.
Baran, İ. veYılmaz, İ., 1984.Ornitoloji Dersleri. Ege Üniversitesi Basımevi. Seri no. 87. Bornova. İzmir. 1-323.
Baran, İ., 1990. Sea turtles in Turkey. Marine Turtles Newsletter, 48, 21-22.
Baran, İ., 2005. Türkiye Amfibi ve Sürüngenleri, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları No: 207 Başvuru Kitaplığı 21, Ankara.
Baran, İ., and Kasparek M. 1989. Marine Turtles Turkey, Status survey 1988 and recommendations for conversation and management. Prepared by WWF, 1-123, Heidelberg.
Baran, İ., Atatür, M. K. 1998. Türkiye Herpetofaunası (Kurbağa ve Sürüngenler). Çevre Bakanlığı. Ankara, 214 ss.
Baran, İ., Türkozan, O., Ilgaz, Ç., Sak, Y.S., 1996. Research on the marine turtle populations of Dalyan, Fethiye, Patara and Belek Beaches, Final Report, İzmir 39 pp
Baran,İ., Durmuş, H., Çevik., E., Uçuncu, S., Canpolat, A., F. 1992. Türkiye DenizKaplumbağaları stok tespiti. Doğa-Tr.J.of Zoology, 16, 119-139, Ankara.
Başoğlu, M., 1973. Sea turtles and the species found along the coasts of neighboring countries, Türk Biyoloji Dergisi, 23, 12-21.
Başoğlu, M. veBaran, İ., 1977. Türkiye Sürüngenleri. I. Cilt: Kaplumbağalar ve Kertenkeleler [The Reptiles of Turkey, Part I. The Turtles and Lizards], Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi Kitaplar Serisi. İzmir, 76: 1-272.
Başoğlu, M. ve Baran, İ. 1980. Türkiye Sürüngenleri II: Yılanlar. Ege Üniv. Fen Fak. Kitaplar Serisi No. 81, Bornova- İzmir, 218 ss.
Başoğlu, M. ve Baran, İ., 1982. Anadolu sahillerinde toplanan deniz kaplumbağası materyali üzerine kısa bir rapor, Doğa, Temel Bilimler, Seri A, 6, 2, 69-71.
Başoğlu, M. veBaran, İ., 1988. Türkiye Sürüngenleri. II. Cilt: Yılanlar [The Reptiles of Turkey, Part II. The Snakes], Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi Kitaplar Serisi İzmir, 81: 1-218.
Başoğlu, M. ve Özeti, N., 1973, Türkiye Amfibileri. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Kitaplar Serisi. İzmir, 50: 1–155.
Başoğlu, M. ve Özeti, N., Yılmaz, İ. 1994. Türkiye Amfibileri. Ege Üniv. Fen Fak. Kitaplar Serisi No. 151, Bornova- İzmir, 221 ss.
Benda, P. and Horacek, I., 1998, Bats (Mammalia: Chiroptera) of the Eastern Mediterranean. Part 1. Review of distribution and taxonomy of bats in Turkey. Acta Soc. Zool. Bohem. 62: 255-313.
Canbolat, A. F., (1990): Dalyan kumsalında yuva yapan deniz kaplumbağası Caretta caretta (Linnaeus 1758) üzerine incelemeler, Master Tezi, H.Ü.F.B.E., Ankara,52 s.
Canbolat, A. F., (1991): Dalyan Kumsalı (Muğla, (Türkiye)’nda Caretta caretta (Linnaeus 1758) üzerine incelemeler, Doğa-Tr.J. of Zoology, 15, 255-274.
Canbolat, A. F., (1999): Köyceğiz-dalyan ve Patara Özel Çevre Koruma Bölgelerindeki kumsallarda deniz kaplumbağalarının populasyonlarının araştırılaması (Sonuç Raporu).
Canbolat,A.F., (1997): Dalyan ve Patara Caretta caretta (Linneaus 1758) Deniz Kaplumbağası Populasyonlarının Biyolojisi, Doktora Tezi, H.Ü.F.B.E,Ankara,454s.
Corbet, G.B. 1978. “The Mammals of the Palaearctic Region: A taxonomic review”, British Mus. (Nat. Hist.). London, 1–314.
Corbet, G.B. and Hill, J.E. 1992. “The Mammals of the Indomalayan Region: A systematic review”, Natural History Museum Publications. 1–488.
Çağlar, M., 1965. Türkiye’nin Chiroptera Favnası. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Mecmuası, Seri B, 30 (3-4): 125-134.
Çağlar, M., 1968. Türkiye’nin Yarasaları I. Türk Biologi Dergisi, 18 (1): 5-18.
Çağlar, M., 1969. Türkiye’nin Yarasaları II. Türk Biologi Dergisi, 19 (2-4): 88-106.
Çanakçıoğlu, H. ve Mol, T. 1996. “Yaban Hayvanları Bilgisi.”, İstanbul Üniv. Yayın no:3948. Fakülte Yayın no: 440: 438-441.
Çevik, N.,Erdoğan, A.,Öz,M.,Yavuz,M.,Tunç,M.R., 2010. Karaardıç,H. Arkeolojisinden doğasına MYRA/DEMRE ve çevresi. T:C: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayını ISBN 978-975-17-3517-1.
Çevik, N.,Varkıvanç, B., Bulut, S., Kızgut, İ., Akyürek, E., Çömezoğlu, Ö., Onur, F., Düşen, O., Düşen, S., Tunç,M.R., Aslan, A., Sert,H.B. 2003. Beydağları Yüzey Araştırmaları.
Çevik, N.,Varkıvanç, B., Bulut, S., Kızgut, İ., Akyürek, E., Çömezoğlu, Ö., Onur, F., Düşen, O., Düşen, S., Tunç,M.R., Aslan, A., Sert,H.B. Sterflinger, K., Dugga,T.M. 2005. Trebenna’nın Tarihi, Arkeolojisi ve Doğası. ISBN 975-7078-28-X Zero Prodüksion Ltd. Adıyla ek yayın dizisi.
Çinbilgel, İ. 2005. Altınbeşik Mağarası Milli Parkının (İbradı-Akseki/Antalya) Flora ve Vejetasyonu. Akdeniz Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi. 237 ss. Antalya.
Çolak, R., E. Çolak, N. Yiğit, Kandemir, İ., Sözen, M., 2007. Morphometric and biochemical variations and the distribution of Genus Apodemus (Mammalia: Rodentia) in Turkey, Acta Zoologica Academiae Scientiarum Hungaricae, 53 (3), 239-256.
Dailey, M. D., R.V., Santangelo, W.G. Gilmartin, 1988, A caprological Survey of helminth parasites of the Hawaiin Monk Seal from the NW Hawaiian Islands, Marine Mammal Science, 4(2): 125-131.
Davis, P.H. 1965-1985. Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Vol :1-9, Edinburgh Univ. Press, Edinburgh.
Davis, P.H. Mıll R.R and Tan, K. 1988. Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Vol:10, Edinburgh Univ. Press, Edinburgh.
Demirsoy, A. 1993. “Yaşamın Temel Kuralları, Omurgalılar.”, Cilt 3, Kısım 2. Meteksan A.Ş. Ankara, 758 ss.
Demirsoy, A. 1996b. Türkiye Omurgalıları: Amfibiler. Çevre Bakanlığı Çevre Koruma Genel Müdürlüğü. Proje No: 90-K-1000-90. Ankara, 69 ss.
Demirsoy, A. 1996c. Türkiye Omurgalıları: Sürüngenler. Çevre Bakanlığı Çevre Koruma Genel Müdürlüğü. Proje No: 90-K-1000-90. Ankara, 205 ss.
Demirsoy, A., 1992. Yaşamın Temel Kuralları, Omurgalılar/ Amniyota. Cilt III/ Kısım II, Meteksan A.Ş., Ankara, 1-942s.
Demirsoy, A., 1996a. Türkiye Omurgalıları, Memeliler. Çevre Bakanlığı, Çevre Koruma Genel Müdürlüğü, Meteksan A.Ş., Ankara, 1-292.
Deniz, İ.G., Sümbül, H. 2004. Flora of the Elmalı Cedar Resaerch Forest (Antalya/Turkey). Turkish. J. of Botany. 28: 529-555.
Dinç, O.D. Sümbül, H. 2001. Sarısu-Saklıkent (Antalya) Florası. Ot Sistematik Botanik Dergisi. 8 (1): 29-60.
Dingil, S. 2002. Bitkilerle Anadolu. Mart Matbaası.159 ss. İstanbul.
Doğramacı, S., 1974. Türkiye Apodemus (Mammalia:Rodentia)’larının Taksonomik durumları. Tarım Hayvancılık Bakanlığı Zirai Mücadele Müdürlüğü Araştırma: 1-56, Ankara.
Doğramacı, S., 1989. Türkiye Memeli Faunası. Ondokuz Mayıs Üniv. Fen Fak. Derg. 1 (3). 107–136.
Duman, H. 1998. A new species of Teucrium L. (Labiatae) from SW Anatolia. The Karaca Arboretum Magazine 4(3): 125-130.
Ellerman, J.R., Morrison-Scott, T.C.S., 1951. Checklist of palaeartic and Indian mammals. 1758-1946. Brit. Mus. (Nat. Hist.). London, 1-810.
Erdoğan, A.,Öz, M.,Sert,H., Tunç, M., R. Yavuz, M., 2008. Arkeolojisi, Tarihi, Doğası ve Tarımıyla Kumluca Rhodiapolis. ISBN 978-975-7094-16-6 248 ss Temmuz, Antalya.
Erdoğan, A., Öz, M., Albayrak, T., Aslan, A., Sert, H., Yavuz, M., Tunç, M.R., Şirin, D. ve Taylan M.S. 2008. Belek Özel Çevre Koruma Bölgesi 2008 Yılı İçin Deniz Kaplumbağası (Caretta Caretta, Chelonia Mydas) ve Nil Kaplumbağası (Trionyx Triunguis) Populasyonlarının Korunması ve İzlenmesi Projesi. T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, 125 ss. Ankara.
Erdoğan, A., Öz, M., Düşen, S., Sert, H., Tunç, M., R. 2001. “Finike ve Çevresinin Kuş, Kurbağa ve Sürüngen Türleri”. Finike Kitabı, 75-76 ss.
Erdoğan, A., Öz, M., Sert, H., Tunç, M.R. 2002. Antalya Yamansaz Gölü ve Yakın Çevresinin Avifaunası ve Herpetofaunası. Ekoloji Çevre Dergisi, Cilt 10, sayı 43: 33-39.
Erdoğan, A., Sert, H., Vohwınkel, R., Prunte, W. Albayrak, T., Aslan, A. ve Tunç, MR. 2003. Manavgat/Titreyengöl Kuş Halkalama Çalışmaları. Tabiat ve İnsan 37/1: 19-25.
Fedriani, J., Palomares, F., Delibes, M. 1999. Niche relations among three sympatric Mediterranean carnivores. Oecologia. 121(1):138–148.
Felten, H., Spitzenberger, F. and Storch, G., 1971. Zur Kleinsäugerfauna West-Anatoliens. Teil I, Senckenbergiana biol., 52 (6): 393-424.
Felten, H., Spitzenberger, F. and Storch, G., 1973. Zur Kleinsäugerfauna West-Anatoliens. Teil II, Senckenbergiana biol., 54 (4-6): 227-290.
Felten, H., Spitzenberger, F. und Storch, G., 1977. Zur Kleinsäugerfauna West-Anatoliens. Teil IIIa, Senckenbergiana biol., 58: 1-44.
Gazo, M., Aparicio, F., Cedenilla, M. A., Layna, J. F. and Gonzalez, L. M. 2000. Pup survival in the Mediterranean monk seal (Monachus monachus) colony at Cabo Blanco Peninsula (Western Sahara-Mauritania). Marine Mammal Science 16(1): 158-168.
Geldiay, M., Koray, T., (1982): Türkiye’nin Ege ve Akdeniz Kıyılarında Yaşayan Deniz Kaplumbağalarının (Caretta caretta caretta L. ve Chelonia mydas mydas L. ) Populasyonları ve korunmalarıyla ilgili tedbirler üzerine araştırmalar. TÜBİTAK, Proje no, Whag-431, 121pp.
Geldiay, R., (1983): Deniz kaplumbağalarının (Caretta c. caretta L. ve Chelonia m. mydas L.) korunmasında temel bilimler yönünden takip edilecek stratejinin önemi, E.Ü. Fen Fak. Dergisi, Seri B, 1, 328-349.
Geldiay, R., (1984): Türkiye’nin Ege ve Akdeniz kıyılarında yaşayan deniz kaplumbağalarının (Caretta c. caretta L. ve Chelonia m. mydas L.) populasyonları ve korunması ile ilgili araştırmalar, Doğa Bilim Dergisi, A2, 8, 1, 66-75.
Göktürk, R. S.2009.A new subspecies Trigonella coerulescens (Fabaceae) from Turkey. Annales Botanici Fennici. 46: 62−64.
Göktürk, R.S. and Sümbül H. 1997. Flora of Antalya City. Turkish Journal of Botany (21) 341-378.
Görner, M., Hackethal, H., 1988. Saugetiere Europas Mit Zeichnungen Von Wolfgang Lenck und Eugenie Tanger, 1-370.
Groombridge, B., (1988): Murine turtles in the mediterranean; Distribution, population status, conservation; A report to the Councıl of Europe, World Conservation Monitoring Center, 72 pp., Chambridge.
Güner, A., Akyıldırım, B., Alkayış, M.F., Çıngay, B., Kanoğlu, S.S., Özkan, A.M., Öztekin, M., Tuğ, G.N. 2012. Türkçe bitki adları. Şu eserde: Güner, A., Aslan, S., Ekim, T., Vural, M., Babaç, M.T. (edlr.). 2012. Türkiye Bitkileri Listesi (Damarlı Bitkiler). Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ve Flora Araştırmaları Derneği Yayını. İstanbul.
Güner, A., Aslan, S., Ekim, T., Vural, M., Babaç, M.T. (edlr.), 2012. Türkiye Bitkileri Listesi (Damarlı Bitkiler). Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ve Flora Araştırmaları Derneği Yayını. İstanbul.
Güner, A., Özhatay, N., Ekim, T., Başer, K.H.C. 2000. Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Vol :11. Edingburg Univ. Press, Edinburgh.
Harrison, D.L., Bates, Pjj., 1991. The Mammals of Arabia. 2nd Edn., Sevenoaks, Kent, Harrison Zoological Museum, England, 1-354.
Hathaway, R. R., (1972): Sea Turtles, Unanswered questions about sea turtles in Turkey. Balık ve Balıkçılık, 20, 1, 1-8.
Heinzel, H.,Fitter, R. ve Parslow, J., 2001. Türkiye ve Avrupa’nın Kuşları. Çeviri; Kerem Ali Boyla. Doğal Hayatı Koruma Derneği. 1-384.
Huş, S. ve Göksel, H. 1981. “Türkiye Av Hayvanlarının Yayılış Yerleri”, İstanbul Üniv. Orman Fak. Der, Seri/B, 31(2): 68-81.
IUCN Species Survival Commission (2006). Guidelines for using the IUCN Red List Categories and Criteria. Ver. 6.2. Prepared by the Standards and Petitions Working Group of the IUCN SSC Biodiversity Assessment Sub-Committee in December 2006.
IUCN, (1988): IUCN On Sea Turtle Conservation. Amphibia-Reptilia, 9; 325-327.
IUCN, 2013. RedList (Kırmızı Liste), www.redlist.org (erişim tarihi: 28.03.2014).
IUCN, Species Survival Commission. 2006. Guidelines for using the IUCN Red List Categories and Criteria. Ver. 6.2. Prepared by the Standards and Petitions Working Group of the IUCN SSC Biodiversity Assessment Sub-Committee in December 2006.
Kaçar, M.S, Erdoğan, A., 2010. Antalya’nın Yaban hayatı ve Yaban Hayatı koruma Statüleri. Tabiat ve İnsan, Mart 2010. ss: 25-30, ISSN: 1302-1001.
Karaardıç, H., Erdoğan, A. 2009. Küresel iklim değişikliğinin Anadolu avifaunası üzerine etkileri. Tabiat ve İnsan, Mart 2009. ss: 24-30. ISSN: 1302-1001.
Karataş, A. and Sözen, M., 2004. Contribution to karyology, distribution and taxonomic status of the Long-winged Bat, Miniopterus schreibersii (Chiroptera: Vespertilionidae), in Turkey, Zoology in the Middle East, 33: 51-64.
Karataş, A. and Sözen, M., 2007. Karyology of three Vespertilionid bats (Chiroptera: Vespertilionidae) from Turkey” Acta Zoologica Academiae Scientarium Hungaricae, 53 (2): 185-192.
Karataş, A., 2009. Türkiye Yarasaları, Niğde Üniv. B.A.P. Birimi Proje No: 01.FEB.09 nolu yayınlanmamış proje raporu.
Kaska, Y., (1993): Kızılot ve Patara Caretta caretta populasyonunun araştırılması. Master Tezi, D.E.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, İzmir, 28 sf., Antalya.
Kıvanç, E., 1988. Türkiye Spalax’larının Coğrafik Varyasyonları (Mammalia; Rodentia) Ankara Üniv., Fen Fak., Biyoloji Böl., 1-88.
Kiziroğlu 2001: Ekolojik Potpuri, TAKAV, 391s.
Kiziroğlu 2008. Türkiye Kuşları Kırmızı Listesi. Desen Matbaası, Ankara, Türkiye.
Kiziroğlu 2009. Türkiye Kuşları Cep Kitabı. Ankamat Matbaası, Ankara, Türkiye.
Kiziroğlu, İ., Turan, L., Erdoğan, A., 1992: Sultansazlığı’nın Eko-Ornitolojisi ve Son Durumu, H.Ü. Eğitim Fakültesi Dergisi, C.7,217-227.
Kiziroğlu, İ., Turan, L., Erdoğan, A., 1993 : A Bio-Ornithological study on Sultansazlığı, of the Most Important Marshy Areas of Turkey and the Europa, New Bird species in the Area and the Current Situation. DOĞA, Tr. J. of Zoology, 17, 2,179-188.
Kowalczyk, R., Jhdrzejewska, B., Zalewski, A. 2003. Annual and circadian activity patterns of badgers (Meles meles) in Białowieża Primeval Forest (eastern Poland) compared with other Palaearctic populations. Journal of Biogeography. 30(3):463-472.
Krystufek, B. & Vohralik, V., 2001.Mammals of Turkey and Cyprus.Introduction, Checlist, Insectivora.Zgodovinsko drustvo za juzno Primorsko Znanstveno-raziskovalno sredisce Republike Slovenije Koper.140 pp.
Krystufek, B. & Vohralik, V., 2005.Mammals of Turkey and Cyprus. Rodentia I: Scuidae, Dipodidae, Gliridae, Arvicolinae. Zgodovinsko drustvo za juzno Primorsko Znanstveno-raziskovalno sredisce Republike Slovenije Koper.292 pp.
Kumerloeve, H. 1978. “Türkiye’nin Memeli Hayvanları”, İstanbul Üniv. Orman Fak. Der. 28/B(1): 178-204.
Kumerloeve, H., 1975. Die Saugetierte (Mammalia) der Turkei. Veröff. Zool. Staatssamlung München. 18: 69-158.
Kurtonur, C., Özkan, B., Albayrak, İ., Kıvanç, E., Kefelioğlu, H. 1996. “Türkiye Omurgalılar Tür Listesi, Memeliler.”, TÜBİTAK, Nurol Matbaacılık A.Ş. 3-23.
Lutz, P.L. ve Musick, J. M. (1997): The Biology of Sea Turtles. CRC Press. Florida.
Margaritoulis, D., Karavellas, D. and Irvine, C. 1996. Predation of adult loggerheads by Mediterranean monk seals. In: J. A. Keinath, D. E. Barnard, J. A. Musick and B. A. Bell (eds), Proceedings of the Fifteenth Annual Symposium on Sea Turtle Biology and Conservation, pp. 193-196. NOAA Technical Memorandum NMFS-SEFSC-387.
Mataracı, T. 2004. Ağaçlar. TEMA Vakfi yayınları No: 39. Lebib Yalkın Matbaası. 382 ss. İstanbul.
Mrosovsky, M. (1983):Conserving sea tuttles. The British Herpetological Society, 170 pp.,London.
Mursaloğlu, B., 1973. Türkiye Yabani Memelileri. IV. Bilim Kongresi, 5–8 Kasım 1973, Ankara. 1- 9. 1973.
Mutlu, B., Erik, S. 2003. Flora of Kızıldağ Mountain (Isparta) and Environs. Turkish. J. of Botany. 27: 463-493.
Neves, H. C. 1998. Preliminary findings on the feeding behaviour and general ecology strategy of the Mediterranean monk seal Monachus monachus (Pinnipedia: Monachinae) on the Desertas Islands. Bol. Mus. Mun. Funchal Sup. 5: 263-271.
Niethammer, J. and Krapp, F., 1982. Handbuch der Saugetiere Europas. Wiesbaden (Akademische Verlagsgesellschaft) I: 1–649.
Osborn, D.J., 1964. The Hare, Porcupine, Beaver, Squirrels, Jerboas and Dormice of Turkey. Mammalia 28: 578-592.
Önel, A., Temizer, İ.A., 2005. Elazığ, Erzincan ve Malatya illerinde Sciurus anomalus (Güldenstaedt, 1785) popülasyonlarının morfolojik ve bazı biyometrik özellikleri. Fırat Üniv., Fen ve Müh. Bil. Derg., 117(1): 205-215.
Öz, M., Erdogan, A., Kaska, Y., Düsen, S., Aslan, A., Sert, H., Yavuz, M., Tunç, M.R., 2004. Nest Temperatures and Sex-Ratio Estimates of Loggerhead Turtles at Patara Beach an the Southwestren Coast of Turkey. Canadian Journal of Zoology, 82: 94–101.
Öz, M., Erdoğan, A., Düşen, S., Aslan, A., Sert, H., Yavuz, M., Tunç, M., R. (2001): Patara Özel Çevre Koruma Bölgesinde Deniz Kaplumbağaları Populasyonlarının Araştırılması. Akdeniz Üniv. Fen-Edeb. Fak. Biyoloji Bölümü ve Akdeniz Üniv. Biyolojik Çeşitlilik Araştırma, Geliştirme ve Uygulama Merkezi (AK-BİYOM). 56 s., Antalya.
Öz, M., Erdoğan, A., Düşen, S., Aslan, A., Sert, H., Yavuz, M., Tunç, M., R. (2002): Patara Özel Çevre Koruma Bölgesinde Deniz Kaplumbağaları Populasyonlarının Araştırılması. Akdeniz Üniv. Fen-Edeb. Fak. Biyoloji Bölümü ve Akdeniz Üniv. Biyolojik Çeşitlilik Araştırma, Geliştirme ve Uygulama Merkezi (AK-BİYOM). 61 s., Antalya.
Öz, M., Erdoğan, A., Yavuz M., Karaardıç H. ve Özkan, L. 2011. Belek Özel Çevre Koruma Bölgesi Kumsal Alanında Deniz Kaplumbağaları (Caretta caretta, Chelonia mydas) ve Nil Kaplumbağası (Trionyx triunguis) Populasyonlarının İzlenmesi ve Korunması Projesi
Öz, M., Kumlutaş, Y., Durmuş, H., Türkozan, O., Düşen, S., Tunç, M. 1999. Batı Torosların Herpetofaunası. TÜBİTAK, TBAG-1475 No’lu Proje. 1996.
Özen A.S. ve Uluçay İ. 2010. Kütahya İli Meles meles Linnaeus, 1758 (Mammalia: Carnivora)’in Bazı Ekolojik, Biyolojik ve Taksonomik Özellikleri, Dumlupınar Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 21:9-20.
Özeti, N. ve Yılmaz, İ., 1994. Türkiye Amfibileri. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Kitaplar Serisi, No: 151, İzmir, 221 s.
Özkurt, Ş., Sözen, M., Yiğit, N., Çolak, E., Verimli, R., 1999. On the karyology and morphology of Sciurus anomalus (Mammalia: Rodentia) in Turkey. Zoology in the Middle East, 18:9-15.
Pamukoğlu, N. 1999. “Porsuk (Meles meles) Üzerine Bir Araştırma”, Tabiat ve İnsan Dergisi. Yıl:33. Sayı:3, 36-38.
Pamukoğlu, N. 2000. Batı Türkiye’deki Meles meles (L. 1758) (Mammalia: Carivora)’in Ekoloji, Biyoloji ve Taksonomisi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi.
Pamukoğlu, N. 2001a. “Porsuğun (Meles meles) Günlük Besinindeki Böcekler” Centre for Entomological Studies. Miscellaneous Papers, 74: 4-7.
Pamukoğlu, N. 2001b. “Türkiye Kıyıları 1 Konferansı Bildiriler Kitabı, Türkiye Kıyıları ve Porsuk.”, Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Alanları III. Ulusal Konferansı, İstanbul, 339-343.
Pastor, T. and Aguilar, A. 2003. Reproductive cycle of the female Mediterranean monk seal in the western Sahara. Marine Mammal Science 19: 318-330.
Peşmen, H. 1980. Olimpos-Beydağları Milli Parkı’nın Florası. TBAG-335 Nolu Proje, Ankara.
Peşmen, H., Güner, A. 1976. Dedegöl Dağı (Isparta) Florası. TBAG-164 No’lu Proje. Ankara.
Pignatti, S. 1982. Flora d’Italia. Vol. I-III. Roma.
Sella, I., (1982): Sea turtles in the eastern Mediterranean and Northern Red Sea. Pp. 417-423, in; K.A. Bjorndal (Ed.), Biology and Conservation of Sea Turtles. Washington D.C. 583 pp.
Sergeant, D. E., Ronald, K., Boulva, J. and Berkes, F. 1978. The recent status ofMonachus monachus, the Mediterranean monk seal. Biological Conservation 14: 259-287.
Sert H., Ben Slimen H., Erdoğan A., Suchentrunk F. 2009. Mitochondrial HVI sequence variation in Anatolian hares (Lepus europaeus Pallas, 1778) Mammalian Biology 74:286-297.
Sert, H. , Suchentrunk F.and Erdogan, A. 2005. Genetic diversity within Anatolian brown hares (Lepus europaeus Pallas, 1778) and differentiation among Anatolian and European populations, Mammalian Biology, 70 : 3, 171-186.
Soyumert, A. 2004. Vulpes vulpes (Tilki) ve Meles meles (Porsuk) Türlerinin Köprülü Kanyon Milli Parkı’ndaki Habitat Tercihi Üzerine Çalışmalar. Yüksek Lisans Tezi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Hacettepe Üniversitesi.
Spitzenberger, F., 1968. Zur Verbreitung und Systematik türkischer Crocidurinae (Insectivora, Mammalia). Ann. Naturhistor. Mus. Wien, 74: 233-252.
Sümbül, H., Göktürk, R.S., Düşen, O.D., Denız, İ.G., Uğurluay, H. 2006. H. Pflanzenführer Der Turkei. Mart Matbaası. 398 ss., İstanbul.
Sümbül, H., Göktürk, R.S., Işık, K. 1998a. 250 Plants of Belek. BETUYAB- Ankara, 167 pp.
Sümbül, H., Göktürk, R.S., Işık, K., Şağban, H. 1998b. 20 Endemic Plants of Belek. BETUYAB- Ankara, 17 pp.
Sümbül, H., Öz, M., Erdoğan, A., Gökoğlu, M., Göktürk, R.S., Düşen, S., Düşen, O.D., Aslan, A., Albayrak, T., Sert, H.B., Denız, İ.G., Tufan, Ö., Kaya, Y., Tunç, M.R., Karaardıç, H., Uğurluay, H. 2005. Türkiye’nin Doğa Rehberi. Mart Matbaası. İstanbul. 797 ss.
Sümbül, H., Öz, M., Erdoğan, A., Gökoğlu, M., Göktürk, S.R., Düşen, S., Düşen, O.,Aslan, A., Albayrak, T., Sert, H.B., Deniz,İ.G., Kaya, Y., Tunç, M., R. Karaardıç, H.,Uğurluay. H. 2010. Türkiyenin Doğa Rehberi. Mart Matbaası. İstanbul, 797 ss.
Sümbül, H., Tufan, Ö.,Düşen, O.D., Göktürk, R. S.2003.A new taxonof Glycyrrhiza L. (Fabaceae) from southwest Anatolia. Israel Journal of Plant Science. 51: 71−74.
Svensson, L., Zetterström, D. and Mullarney, K., 2010. Birds of Europe: (Second Edition), Princeton University Press, 448 pp.
Tekin, E. 2005. Türkiye’nin En Güzel Yaban Çiçekleri. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. Mas matbaacılık. 652 ss. İstanbul.
Turan, N. 1984. “Türkiye’nin Av ve Yaban Hayvanları (Memeliler).”, Ankara, 45-177.
Turan, N., 1984. Türkiye’nin Av ve Yaban Hayvanları-Memeliler-Ongun Kardeşler Matbaacılık Sanayii, Ankara, 178 sayfa. 1984.
Tutin, G.T., Heywood, V.H., Burges N.A., Moore, D.M., Valentıne, D.H., Walters, S.M., Webb, D.A. 1964-1980. Flora Europaea. Vol:1-5, Cambridge Univ. Press., London.
Veryeri, N. 2006. İzmir Körfezi, Karaburun Yarımadası’nda Akdeniz Foku ((Monachus monachus ( Hermann, 1779)) Habitat Biyolojik Çeşitlilik Analizi. Hacettepe Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi, Ankara, 1-150.
Veryeri, N. O., 2004, Karaburun Yarımadası Özelinde Akdeniz foku (Monachus monachus) ve Küreselleşme, Ege Üniversitesi, Çevre sorunları uygulama ve Araştırma Merkezi, Yüksek Lisans Tezi, İzmir.
Wilson D.E., Reeder M.D. 2005. Mammal Species of the World. Johns Hopkins University Press, Baltimore.
Wilson, D. E., and Reeder, M. D. (EDS). 2005. Mammal Species of the World: A Taxonomic and Geographical Reference, 3rd ed. Johns Hopkins University Press, 2,142 pp. (Available from Johns Hopkins University Press, 1-800-537-5487 or (410) 516-6900)
Yaltırık, F. 1984. Türkiye Meşelerinin Teşhis Kılavuzu. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi, 64 ss, İstanbul.
Yavuz, M. 2008. “Batı Akdeniz Bölgesi’nde Yayılış Gösteren Microtus (Rodentia: Mammalia) Cinsi Türlerinin Biyoekolojisi ve Biyotaksonomisi” Akdeniz Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoloji Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Antalya, 203s.
Yavuz, M., Kaçar, S., Erdoğan, A. 2012. Antalya’daki Ağaç Sincaplarının Populasyon Ekolojisi ve Habitatlarına Genel Bir Bakış.Ağaç Sincaplarının Türkiye’deki Durumu Sempozyum I. 43-47 s., 13-14 Nisan 2012, Kastamonu / TÜRKİYE
Yavuz, M., Öz, M., Albayrak, İ. 2010. Levant Voles (Microtus guentheri (Danford and Alston 1880)) Prefer Southerly-Facing Slopes in Agricultural Sites at Antalya, Turkey. North Western Journal of Zoology, 6 (1): 36-46.
Yavuz, M., Tunç, M.R. 2013. Doğu Akdeniz Bölgesi’nde Yayılış Gösteren Microtus (Mammalia: Rodentia) Cinsi Türlerinin Biyoekolojisi ve Biyotaksonomisi, Akdeniz Üniversitesi, Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Başkanlığı, A-Tipi-2009.01.0105.005, Antalya.
Yazıcıoğlu, T., 1981. Kürk Teknolojisi. Ege Üniversitesi Matbaası, İzmir, 1-218.
Yerli, S.V., (1990): Patara Kumsalı (Antalya)’na Yuva Yapan Deniz Kaplumbağaları (Caretta caretta L.) Üzerine İncelemeler. H.Ü. Fen ve Mühendislik Bilimleri Dergisi, 11, 133-143, Ankara.
Yerli, S.V., Demirayak, F., (1996): Türkiye’de Deniz Kaplumbağaları ve Üreme Kumsalları üzerine Bir Değerlendirme ’95, DHKD-Kıyı Yönetimi Bölümü 96/4, İstanbul, 129 s.
Yılmaz, İ., Öz, M. 1984. A new Locality of Mertensiella luschani finikensis (Amphibia: Salamandridae) İstanbul Üniv. Fen. Fak. Mec. Seri B,49 85-88.
Yiğit, N., Çolak, E., 1998. Contribution to the geographic distribution of rodent species and ecological analyses of their habitats in Asiatic Turkey. Turk. J. Biol., 22(4): 435-446.
Yiğit, N., Çolak, E., Sözen, M., Karataş, A., 2006. Rodents of Türkiye. Meteksan, Ankara. 154 pp.












